Ergenekon davasının ikinci iddianamesine ilişkin 248 klasörden oluşan ve 2 DVD'ye kaydedilen 70 bin sayfalık ekleri dijital ortama aktarılması işlemi tamamlandı. Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin sanık sayısına göre çoğalttığı DVD'ler dün sanık avukatlarına verildi. Bu ek belgelere göre, sanık emekli generaller Ergenekon savcıları hakkında bilgi topladı. İkinci iddianamenin ekleri arasında yer alan gizli tanık 'Kıskaç', ifadesinde "Susurluk kazasında Mercedes'in arka sol koltuğunda oturan Abdullah Çatlı'nın sadece sağ kolunun kırıldığını, ancak olay yerine gelen JİTEM'cilerin odunla vura vura öldürdüğünü" ileri sürdü.
"ÇATLI'NIN SAĞ KOLU KIRILMIŞTI"
Gizli tanık Kıskaç'ın, 30 Kasım 2008 tarihinde alınan ifadesinde, Antalya JİTEM'de görevli başçavuş Hakan'ın kendisine, "Bütün uyuşturucu babalarını Abdullah Çatlı'ya biz vurdurduk, sonra o kendi çıkarları için çalışmaya başladı. Her şeyin bir sonunun geleceğini bilmeliydi. Zannediyor musun bu bir trafik kazası, bizde kayıtları var. Araç çarptıktan sonra Abdullah Çatlı sağdı. Sağ kolu kırılmıştı, yaralıydı. Araba sağ ön taraftan çarpmış, Abdullah Çatlı arka solda oturuyordu. Kolunu büktük, köpek gibi yalvarıyordu. Trafik kazasından değil, darptan öldü. Abdullah Çatlı'yı odunla öldürdük" dediğini iddia etti.
'KAZAYI JİTEM AYARLADI'
Kıskaç, başçavuş Hakan'a, Sedat Bucak'ı kastederek "Öbürünü niye öldürmediniz" diye sorduğunda ise "Antep'ten tut Silopi'ye kadar olan bölümde bir güzergâh var, bu adamın 14 bin silahlı adamı var, bu güzergâhı kaybetmek istemiyoruz' yanıtını aldığını aktardı. Kıskaç, başçavuş Hakan'ın daha sonra, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Osman Nuri Oduncu'nun kazanın oluş şekliyle ilgili gerçekleri dillendirmeye çalıştığını, ancak onu kimsenin dinlemediğini söylediğini öne sürdü. Kıskaç, başçavuş Hakan'ın, Susurluk'ta meydana gelen kazayı kendilerinin ayarladığını, aracın arkasından JİTEM mensuplarının takip ettiğini, Osman Gürbüz'ün takip eden araçta olduğunu söylediğini iddia etti. Kendisine "Osman Gürbüz, Veli Küçük'ün adamıdır" dendiğini de ileri süren Kıskaç ifadesinde ayrıca şunları söyledi: "Bize çalış, sana kimlik çıkaralım, dokunulmazlığın olsun dediler. JİTEM terörle mücadale için kurulmuş bir birim olmasına rağmen terör hariç her türlü haraç ve koparma işleriyle uğraşıyorlardı." (Sabah)
Ülküdaşlar Davetlidir
GeNeL KoNU BaşLıKLaRı
-
▼
2009
(94)
-
▼
Nisan
(94)
- Yüregine Sağlık Sedat Reis
- Ülkücüler İçin 3 Mayıs'ın Önemi
- Zannediyor musun bu bir trafik kazası.. Abdullah Ç...
- SeDat PeKer ile Röportaj Çok Özel
- Devlet adamı ve Lider olabilmek ....
- Doğu Türkistan
- Enver Paşa
- Ozan Arif
- Alparslan Türkeş
- Dündar Ateş
- Ülkücülügün Kızıl Elması
- İlimcilik
- Endüstricilik ve Teknîkçilik
- Toplumculuk
- Gelişmecilik ve Halkçılık
- Ahlâkçılık
- Köycülük
- Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik
- Ülkücülük
- II. Gıyâseddîn Keyhüsrev
- Milliyetçilik
- I . Mesud (Rükneddin)
- Berkyaruk
- I. Alâeddin Keykubad
- Şehinşah
- Melikşah
- I. Kılıç Arslan
- III. Kılıç Arslan
- Rükneddin Süleyman Şah
- Alparslan
- Kutalmışoğlu Süleyman Şah
- Çağrı Bey
- I. Keyhüsrev
- Tuğrul Bey
- Sencer Bey
- II. Kılıç Arslan
- Selçuk Bey
- Muhammed Tapar
- Babam Çatlı (Gökçen Çatlı) E-Kitap indirebilirsiniz
- Dün Ülkücü Vuranlar Bugün Asker Vuruyorlar
- NeRDEsin Mustafa PaşaM
- Başbuğ Milliyetçiligi Anlatıyor
- Osman Öztunç (Muhsinler Ölmez) Reis Sen Rahat uYu
- Osman Öztunç - Bozkurtlar Ülkesinde Çakalların İşi Ne
- Başbuğ'un Terör Açılımı Yıllar Önceki
- Mete Han
- Bilge Kağan
- Ülkücü nedir önyargılı olanlar da okusun lütfen..
- Ağca: Beni bırakın Ladin'i getireyim
- Dağdaki Bitmiş Gibi Birde İçimizdeler
- Ermenistan uğruna Azerbaycan gitmesin
- MHP´li Erdoğan: Başbuğ´un izindeyiz
- MHP kucaklaşmanın adresidir
- Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı...
- Erdoğan, Babacan Durak´ı kutladı
- Hastanelerdeki işçi kıyımında siyasi hesap mı var?
- Başbuğ Alparslan Türkeş ve Hayatı
- Hepimiz Ermeniyiz Dediler Duydunmu MUSTAFA KEMAL P...
- Ogün Samast kimdir..?
- Atatürk bir Bozkurt'tur
- Bu memleket bizim , bu vatan bizim !
- Ben adam sanmıştım, adam değilmiş..!
- EY Türk oğlu... Kendine gel kendine!
- Akmı Karamı akp Parti
- ÇaTLıYı BıraKın Yoksa Emniyeti BombaLaRım
- Şehidimiz Velican Oduncu (26 mart 1988)
- Şehidimiz Süleyman Özmen (21 Mart 1970)
- Şehidimiz Selçuk Duracık (3 Haziran 1983)
- Şehidimiz Nurullah Ceren ( 8-Ağustos-1978)
- Şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu (9 Ekim 1980)
- Şehidimiz Halil Esendağ (5 Haziran 1983)
- Şehidimiz Fikri Arıkan (27 Mart 1982)
- Şehidimiz Ertuğrul Dursun Önkuzu (23 Kasım 1970)
- Şehidimiz Dündar Taşer (13 Haziran 1972)
- Şehidimiz Cevdet Karakaş (4 Haziran 1981)
- Şehidimiz Ahmet Kerse (31 Ocak 1983)
- İlk Şehidimiz RuHi KılıçKıran ( 4 Ocak 1968)
- Ülkücü Militan ! ! !
- Susurluk Gerçeği Abdullah Çatlı Nasil Öldürüldü!!
- Çatlı Ölmeden Herşeyi Anlattı
- "Trafik kazası değil suikast" (Buna Sebeb Olanlara...
- Reis'imizi Anma Töreni
- Gökçen Çatlı Kimdir Hayatı
- ÖRF, ADET, GELENEK, GÖRENEK SÜREÇLERİ (Gökçen Çatlı)
- KÜLTÜR BİR KİMLİKTİR…(Gökçen Çatlı)
- SELÇUKLU DEVLETİ, OSMANLI İMPARATORLUĞU VE TÜRKİYE...
- KÜRESELLEŞME VE ULUSAL KİMLİK (Gökçen Çatlı)
- ESKİ DÜZENE DÜZENLEME: DEMOKRASİ PROJESİ (Gökçen Ç...
- “İDEA-LOGOS” (Gökçen Çatlı)
- Reis'imizin Kabiri Ve Sevenleri
- Reis Acın Yüregimizde İlk Gün Gibi (ABDULLAH ÇATLI)
- UnutuLmaz BaşBuĞ
- Ülkucu Tetikciler Derin Devlet ve Ergenekon
- MHP ADANA MitinGi
-
▼
Nisan
(94)
Abdullah ÇaTLı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Abdullah ÇaTLı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Nisan 2009 Çarşamba
Zannediyor musun bu bir trafik kazası.. Abdullah Çatlı'yı odunla döve döve öldürdük.
Etiketler:
Abdullah ÇaTLı
21 Nisan 2009 Salı
ÇaTLıYı BıraKın Yoksa Emniyeti BombaLaRım
1980 yılında, Balgat Katliamı sanıklarından İsa Armağan ve Mustafa Pehlivanoğlu, müthiş bir operasyonla Mamak Askeri Cezaevi'nden kaçırıldılar. Olay, bütün Türkiye'de geniş yankı uyardırdı. Günlerce gazetelerin manşetlerini süsledi.
İsa Armağan ve Mustafa Pehlivanoğlu, idam cezasına çarptırılmışlardı. Askeri cezaevinden kaçırılmasalardı, ertesi gün idam dosyaları Meclis'te görüşülecekti. En önemlisi, MHP iktidar ortağıydı. Dosya görüşülerken, MHP'li milletvekilleri de el kaldırıp, oy kullanacaklardı. Armağan ve Pehlivanoğlu'nun idamlarına 'evet' oyu vermeleri mümkün değildi. 'Hayır' oyu verdiklerinde ise, CHP tarafından çok kötü sıkıştırılacaklardı. CHP'nin kamuoyuna vereceği mesaj, çok öncesinden belliydi:
'İşte gördünüz. MHP, katilleri koruyor. Çünkü, bu katliamın arkasında MHP var. Balgat katliamının sorumlusu iktidardaki MHP'dir.'
İşte bu yüzden 'Askeri cezaevinden Ülkücü kaçırma Operasyonu'nun zamanlaması çok ilginçti. İsa Armağan ve Mustafa Pehlivanoğlu'nun kaçırılmaları, iktidardaki MHP'yi ciddi bir sıkıntıdan kurtardı.
Olayın ertesi günü, Alparslan Türkeş bütün Ülkücü yöneticileri Parti Genel Merkezi'nde topladı. Namık Kemal Zeybek, Ramiz Ongun, Türkmen Onur, Muhsin Yazıcıoğlu ve diğerleri sıraya dizildiler.
Türkeş, son derece yüksek sesle bağırmaya başladı:
- Kim yaptı bunu? Kim kaçırdı? Askeri cezaevi gibi bir yerden nasıl kaçabiliyorlar?
Ardından, tek tek sormaya başladı:
- Senin bilgin var mı?
- Ya senin?
- Sen biliyor musun?
Hep, 'hayır' cevabını aldı.
Türkeş, karşısına dizilenlerden sadece birine herhangi bir soru yöneltmedi. O'nun yüzüne bile bakmadı. Aldığı cevapların ardından, yine yüksek bir ses tonuyla 'Çıkın dışarı, kaybolun' dedi.
Türkeş'in en belirgin özelliği, önemli konularda muhatapları ile konuşarak değil, yazarak iletişim kurmasıydı. Daha sonra, bu kağıtları yakar ve imha ederdi. Bu defa gelenek bozulmuş, çok farklı olmuştu. Son derece yüksek bir sesle bağırarak konuşmuştu. Belli ki, bazı yerlere mesaj vermek istiyordu. Armağan ve Pehlivoğlu'nın kaçırılması ile kendilerinin bir ilgisinin bulunmadığını duyurmaya çalışıyordu. Herhalde, çevrede bir dinleme cihazının bulunduğunu düşünüyor ya da biliyordu.
Aradan bir süre geçti...
Türkeş, daha önce karşısına dizdiği isimlerden sadece 'Kim kaçırdı, haberin var mı?' sorusunu yöneltmediği yöneticiyi tekrar çağırdı. Bu defa bağırmıyordu. Aksine, son derece kısık bir ses tonuyla konuşuyordu:
- Oğlum, sağlam yerdeler mi?
Aldığı cevapla rahatladı:
- Kaygılanmayın, sağlam yerdeler.
Gerçekten de son derece sağlam bir yerdeydiler. Üstelik, cezaevinden kaçırılan İsa Armağan ve Mustafa Pehlivanoğlu, dışarı çıkar çıkmaz uyarılmışlardı. İkisine de sıkı sıkı tembih edilmişti:
- Sakın ola teşkilatlara gitmeyin.
İsa Armağan, verilen talimata harfiyen uydu. Kendisine çizilen alanın dışına çıkmadı. Ülkücü teşkilatlarla ilişkisini tamamen kesti. Mustafa Pehlivanoğlu ise, tersini yaptı. Bir süre gizlendikten sonra teşkilatlara gitmeye ve gezmeye başladı. Bunun üzerine yakalandı ve ardından idam edildi.
Pehlivanoğlu, verilen talimatlara uymuş olsaydı, O da İsa Armağan gibi hayatta kalacaktı.
'ANKARA'YI HAVAYA UÇURURUM'
Abdullah Çatlı, 12 Eylül öncesinde Ülkü Ocakları'nın Genel Başkan Yardımcısıydı. Arkadaşlarıyla Sakarya'dan Ankara'ya gelirken gözaltına alındı.
Olay, hemen Genel Merkez'e bildirildi. Ülkücü polisler, vakit geçirmeden Ülkü Ocakları Genel Merkezi'ni uyardılar:
- Çatlı ve bazı arkadaşlar gözaltına alındılar.
Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu, hemen telefona sarıldı. Ankara Emniyet Müdürü'nü aradı. Emniyet Müdürü bekletmeden telefona çıktı.
Yazıcıoğlu, 'Neden böyle yaptınız?' dedi:
- Bizim arkadaşlarımızı niye Emniyet'e aldınız?
Müdür, 'Haklarında ihbar var' cevabını verdi.
Yazıcıoğlu da 'Siz emniyet olarak niye bizim üzerimize geliyorsunuz?' diye tepki gösterdi:
- Bizimle uğraşmaya devam ederseniz, biz de sizinle uğraşırız. Biz, meşru bir derneğiz ve meşru platformda kalmak istiyoruz. Bizim, ne terörle, ne de anarşi ile ilgimiz var. Ama bizi mecbur ederseniz, gereğini de yaparız. Şimdi bak bakalım bu gece Ankara'nın kaç yerinde patlama sesi duyacaksın! Hem de Ankara Emniyet Müdürlüğü de dahil olmak üzere!
Müdür, 'Ne demek bu' dedi:
- Bizi tehdit mi ediyorsun?
Yazıcıoğlu da Mehmet Akif Ersoy'un dizelerini okudu:
- Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem/ Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem/ Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım/ Boğamazsın ki/ Hiç olmazsa yanımdan kovarım/ Ben ezelden beridir aşığım istiklale/ Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale/ Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum/ Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum/ Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim/ Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim/ Adam, aldırma da geç git diyemem, aldırırım/ Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Ardından da kestirip attı:
- Arkadaşlarımızın serbest bırakılmalarını bekliyorum. Sakın ola işkence ve kötü muamele yapmaya kalkmayın.
Aradan bir süre geçti...
Demirtepe Köprüsü'nün üzerinde bir bomba bulundu. Bomba, emniyetin imha ekipleri tarafından patlamadan etkisiz hale getirildi.
Ardından da Abdullah Çatlı serbest bırakıldı.
.
ÜLKÜCÜLERDEN GÜÇ GÖSTERİSİ
Ülkü Ocakları hakkında Ali Batman'ın bir genelgesinden dolayı dava açıldı. Ali Batman da bunun üzerine tedbir olarak görevden ayrıldı. Ancak, Batman'ın görevden ayrılması da herhangi bir işe yaramadı. Ülkü Ocakları hakkındaki 'kapatma davası' devam ederken, hakim haber gönderdi:
- Derneğinizi kapatmak zorunda kalacağım. Tedbirinizi alın.
Ülkü Ocakları'nın bütün şube başkanları Ankara'da toplandı. Alel acele bir kongre yapıldı. Muhsin Yazıcıoğlu, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevinden ayrıldı. Yerine Lütfü Şehsuvaroğlu getirildi. Ankara'ya çağrılan ocak yöneticilerinin eline de iki ayrı yazı verildi. Birinde, Ülkü Ocakları'nın feshedildiği yazıyordu. Diğerinde ise, Genel Başkanlığını Muhsin Yazıcıoğlu'nun yapacağı Ülkücü Gençlik Derneği'nin kuruluş yetkisi vardı.
Bütün ocak yöneticilerine gerekli talimat verildi:
- Yarın saat 16:00'da emniyete gidip, Ülkü Ocakları Derneği'nin fesih yazılarını vereceksiniz. Saat 16:45'te de Ülkücü Gençlik Derneği'nin kuruluş yazısını aynı yere teslim edeceksiniz.
Bir günde Türkiye çapında 350 şube kapandı, yerine 350 yeni şube açıldı. Ülkü Ocakları, 45 dakika içinde Ülkücü Gençlik Derneği'ne dönüştürüldü. Bu büyük operasyonda hiç bir sıkıntı çekilmedi, tek bir fire verilmedi. Adresler ve yöneticiler aynı kaldı. Ülkü Ocakları tabelaları indirilip, yerine 'Ülkücü Gençlik Derneği' tabelaları asıldı. Yazıcıoğlu da odasını bile değiştirmeden Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkanı oldu.
Türkiye çapında büyük bir disiplin ve güç gösterisi yapıldı.
'BAŞKA YERLERLE İRTİBATLI ÜGD GENEL BAŞKANI'
1979 yılında Şefkat Çetin Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkanı seçildi. Bu seçim, Alparslan Türkeş'in hiç hoşuna gitmemişti.
Türkeş, Türkmen Onur ve Muhsin Yazıcıoğlu'nu yanına çağırdı. Yapılan seçime itiraz etti:
- Oğlum, bunu nasıl yaparsınız! Şefkat Çetin'in başka yerlerle irtibatı var. O'nu derhal görevden alın.
Türkeş, 'Başka yerlerden' acaba neyi kastediyordu? Bu, bir türlü öğrenilemedi. Çünkü, ne Türkmen Onur, ne de Muhsin Yazıcıoğlu, 'Başka yerler neresi?' sorusunu sormadılar. Sadece, 'şekil tartışması' yapıldı.
Türkmen Onur sesini çıkartmadı. Muhsin Yazıcıoğlu ise, 'Bir müddet bekleyelim Başbuğum' dedi:
- Şefkat Çetin'i yeni seçtik. Hemen görevden alırsak, gençliğin morali bozulur, sıkıntı çekeriz.
Türkeş'in verdiği talimat, gecikmeli olarak yerine getirildi. Şefkat Çetin, birkaç ay ÜGD Genel Başkanlığı'nda kaldıktan sonra görev değişikliği yapıldı.
Şefkat Çetin, yıllar sonra çok önemli bir göreve getirildi. Devlet Bahçeli'nin Başbakan Yardımcılığı döneminde 'İkinci adamlık' koltuğuna oturdu. MHP Teşkilat Başkanlığı görevini yürüttü.
İlginçtir, daha sonra Şefkat Çetin 57. Hükümet döneminde yaşanan pek çok sıkıntının sorumlusu olarak gösterildi. Teşkilat Başkanlığı görevinden ayrıldı. Bugün ise, pek ortalıklarda görünmüyor.
30 ÖNEMLİ ADAM
Anarşi ve terör, giderek yaygınlaşıyordu. Ülkücü kuruluşların sayısı ise, her geçen gün daha da kabarıyordu. Sol terör, 'Kurtarılmış bölgeler stratejisini' izliyor, mahalle mahalle çatışmalar sürüyordu. Ülkücü Hareket içinde, hem kontrolsuzluk artıyor, hem de Türkeş'in sık sık tekrar ettiği 'Gönül Seferberliği' mesajı bir türlü anlaşılamıyordu.
1977 yılında bunlar yaşanırken, Namık Kemal Zeybek, Tarım Reformu Müsteşarlığı'nda Teftiş Kurulu Başkanıydı. Bir gün Türkeş kendisini çağırdı. Gençliğin eğitimsizliğinden söz etti, buna bir çare bulunması gerektiğini söyledi. Türkeş, Namık Kemal Zeybek'ten işinden ayrılmasını istedi:
- 30 kişilik bir kadro kurup, bu gençleri siz eğiteceksiniz. Yanına istediğin isimleri al, ama Ramiz Ongun ve Türkmen Onur'u özellikle tavsiye ederim. Önce, arkadaşları eğitelim. Ardından da Türkiye'yi 9 bölgeye ayırın. Oralara dağılın. Bu 30 kişi işlerinden ayrılsınlar, maaşlarını bizzat ben vereceğim.
Ardından, Zeybek'e genel bir program çerçevesi çizdi:
- Ahmet Yesevi'yi anlatın. Alp-Eren tipini ülkücülere örnek gösterin. Türk tarihinin felaketler dönemini özellikle işleyin. Bunları işleyin ki, Türk'ün bu duruma neden düştüğü ortaya çıksın.
Zeybek, MHP ve Ülkücü kuruluşlar içinden en seçkin 30 isim belirledi. Hepsi işlerinden ayrıldı, MHP Genel Merkezi'nde göreve başladı. Alparslan Türkeş, bu 30 ismi 4,5 ay boyunca bizzat kendisi eğitti.
Anadolu'ya yayıldıklarında 'eğitimci' adını alacak olan bu 30 kişilik liste, şu isimlerden oluşuyordu:
'Ramiz Ongun, Türkmen Onur, Muhsin Yazıcıoğlu, Mehmet Şandır, Himmet Kayhan, Muhittin Çolak, Rıza Müftüoğlu, M. Ali Özgüven, Abdullah Alay, Abdullah Kılıç, Hasan Sabri Erdem, Sami Bal, Ali Batman, Musa Serdar Çelebi, Hakkı Duran, Lokman Abbasoğlu, Şinasi Apaydın, Yılma Durak, Faik İçmeli, Yılmaz Saka, İbrahim Türedi, Mehmet Göktolga, Ahmet Güzel, Hakkı Şafakses, Nurettin Taşar, Ömer Haluk Primoğlu, Mustafa Öztürk, Muammer Cindilli.'
1999 seçimlerinde MHP'den milletvekili olduktan sonra TBMM'de Bülent Ecevit'i sert bir dille eleştirdiği için ihraç edilen Ali Güngör de ilk listede bulunuyordu. Ancak, Ali Güngör eğitimci olmadı. Daha sonra bu listeye yeni isimler eklendi, kadro genişletildi.
Bu arada, Namık Kemal Zeybek'e bağlı ikinci bir teşkilat daha kuruldu. 'Araştırma Merkezi' adı verilen bu kurumun başına Esat Güçhan getirildi. İlhan Kesici, Avni Çarsancaklı ve İlhan Gülsüm de bu birimin araştırmacılarıydı.
İlk birkaç ay 'eğitimcilerin' aylıklarını bizzat Alparslan Türkeş verdi. Muhsin Yazıcıoğlu'nun aylığı ise, sadece 2 ay işledi. Yazıcıoğlu, 'Benim Sivas'tan param geliyor' diyerek, verilen maaşı geri çevirdi.
EĞİTİMCİLİKTEN KONTROLÖRLÜĞE
Ardından Birinci MC Hükümeti kuruldu. MHP iktidar ortağı oldu. Gümrük ve Tekel Bakanlığı'na milletvekili olmamasına rağmen, dışarıdan yapılan bir atama ile Gün Sazak getirildi. Gün Sazak ise, Namık Kemal Zeybek'i müsteşar olarak atadı. Bunun üzerine, bütün eğitimcilerin Gümrük Bakanlığı'nda 'kontrolör' olmaları kararlaştırıldı. Bir yandan Ülkücü gençleri yetiştirecekler, diğer taraftan gümrüklerdeki kaçakçılık ve rüşvet olayları ile mücadele edeceklerdi. Operasyon yapıldı, 'eğitimciler' aylıklarını bakanlıktan almaya başladılar.
İk başta 'siyasi bir operasyon' gibi görünen bu karar, beraberinde başarıyı da getirdi. MHP döneminde gümrüklerdeki rüşvet ve kaçakçılık bıçak gibi kesildi. O dönemde sol kesim de Gün Sazak'ın hakkını teslim etti. Daha sonra siyasi bir cinayete kurban giden Milliyet Gazetesi'nin Başyazarı Abdi İpekçi, MHP'ye karşıydı, ancak Gün Sazak'ı açıktan destekliyordu. 1978'de, CHP İktidarı döneminde Tuncay Mataracı Gümrük ve Tekel Bakanı oldu. Gümrüklerde rüşvet ve yolsuzluk alabildiğine yayıldı. İşte o günlerde, 'aşırı solcu' olarak tanınan CHP İzmir Milletvekili Süleyman Genç, Bütçe görüşmeleri sırasında Meclis'de şu konuşmayı yaptı:
- Ben, MHP'nin idieolojisine karşıyım. Ancak, bir hakkı teslim etmek lazım ki, fikrini ve zikrini beğenmediğimiz MHP döneminde gümrüklerde rüşvet ve kaçakçılık son buldu.
Sülmeyman Genç, bu konuşmayı kendi partisinden bakan olan CHP'li Tuncay Mataracı'yı eleştirmek için yapıyordu. Çünkü Mataracı döneminde, gümrüklerdeki kaçakçılık ve rüşvet dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Mataracı, bu yüzden Yüce Divan'da yargılandı ve ceza aldı. MHP'li Gün Sazak ise, 27 Mayıs 1980 günü Dev Sol tarafından öldürüldü. Ancak, taşeron bir örgüt olan Dev-Sol'un arkasında kaçakçılık şebekeleri vardı.
Emin Pazarcı
İsa Armağan ve Mustafa Pehlivanoğlu, idam cezasına çarptırılmışlardı. Askeri cezaevinden kaçırılmasalardı, ertesi gün idam dosyaları Meclis'te görüşülecekti. En önemlisi, MHP iktidar ortağıydı. Dosya görüşülerken, MHP'li milletvekilleri de el kaldırıp, oy kullanacaklardı. Armağan ve Pehlivanoğlu'nun idamlarına 'evet' oyu vermeleri mümkün değildi. 'Hayır' oyu verdiklerinde ise, CHP tarafından çok kötü sıkıştırılacaklardı. CHP'nin kamuoyuna vereceği mesaj, çok öncesinden belliydi:
'İşte gördünüz. MHP, katilleri koruyor. Çünkü, bu katliamın arkasında MHP var. Balgat katliamının sorumlusu iktidardaki MHP'dir.'
İşte bu yüzden 'Askeri cezaevinden Ülkücü kaçırma Operasyonu'nun zamanlaması çok ilginçti. İsa Armağan ve Mustafa Pehlivanoğlu'nun kaçırılmaları, iktidardaki MHP'yi ciddi bir sıkıntıdan kurtardı.
Olayın ertesi günü, Alparslan Türkeş bütün Ülkücü yöneticileri Parti Genel Merkezi'nde topladı. Namık Kemal Zeybek, Ramiz Ongun, Türkmen Onur, Muhsin Yazıcıoğlu ve diğerleri sıraya dizildiler.
Türkeş, son derece yüksek sesle bağırmaya başladı:
- Kim yaptı bunu? Kim kaçırdı? Askeri cezaevi gibi bir yerden nasıl kaçabiliyorlar?
Ardından, tek tek sormaya başladı:
- Senin bilgin var mı?
- Ya senin?
- Sen biliyor musun?
Hep, 'hayır' cevabını aldı.
Türkeş, karşısına dizilenlerden sadece birine herhangi bir soru yöneltmedi. O'nun yüzüne bile bakmadı. Aldığı cevapların ardından, yine yüksek bir ses tonuyla 'Çıkın dışarı, kaybolun' dedi.
Türkeş'in en belirgin özelliği, önemli konularda muhatapları ile konuşarak değil, yazarak iletişim kurmasıydı. Daha sonra, bu kağıtları yakar ve imha ederdi. Bu defa gelenek bozulmuş, çok farklı olmuştu. Son derece yüksek bir sesle bağırarak konuşmuştu. Belli ki, bazı yerlere mesaj vermek istiyordu. Armağan ve Pehlivoğlu'nın kaçırılması ile kendilerinin bir ilgisinin bulunmadığını duyurmaya çalışıyordu. Herhalde, çevrede bir dinleme cihazının bulunduğunu düşünüyor ya da biliyordu.
Aradan bir süre geçti...
Türkeş, daha önce karşısına dizdiği isimlerden sadece 'Kim kaçırdı, haberin var mı?' sorusunu yöneltmediği yöneticiyi tekrar çağırdı. Bu defa bağırmıyordu. Aksine, son derece kısık bir ses tonuyla konuşuyordu:
- Oğlum, sağlam yerdeler mi?
Aldığı cevapla rahatladı:
- Kaygılanmayın, sağlam yerdeler.
Gerçekten de son derece sağlam bir yerdeydiler. Üstelik, cezaevinden kaçırılan İsa Armağan ve Mustafa Pehlivanoğlu, dışarı çıkar çıkmaz uyarılmışlardı. İkisine de sıkı sıkı tembih edilmişti:
- Sakın ola teşkilatlara gitmeyin.
İsa Armağan, verilen talimata harfiyen uydu. Kendisine çizilen alanın dışına çıkmadı. Ülkücü teşkilatlarla ilişkisini tamamen kesti. Mustafa Pehlivanoğlu ise, tersini yaptı. Bir süre gizlendikten sonra teşkilatlara gitmeye ve gezmeye başladı. Bunun üzerine yakalandı ve ardından idam edildi.
Pehlivanoğlu, verilen talimatlara uymuş olsaydı, O da İsa Armağan gibi hayatta kalacaktı.
'ANKARA'YI HAVAYA UÇURURUM'
Abdullah Çatlı, 12 Eylül öncesinde Ülkü Ocakları'nın Genel Başkan Yardımcısıydı. Arkadaşlarıyla Sakarya'dan Ankara'ya gelirken gözaltına alındı.
Olay, hemen Genel Merkez'e bildirildi. Ülkücü polisler, vakit geçirmeden Ülkü Ocakları Genel Merkezi'ni uyardılar:
- Çatlı ve bazı arkadaşlar gözaltına alındılar.
Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu, hemen telefona sarıldı. Ankara Emniyet Müdürü'nü aradı. Emniyet Müdürü bekletmeden telefona çıktı.
Yazıcıoğlu, 'Neden böyle yaptınız?' dedi:
- Bizim arkadaşlarımızı niye Emniyet'e aldınız?
Müdür, 'Haklarında ihbar var' cevabını verdi.
Yazıcıoğlu da 'Siz emniyet olarak niye bizim üzerimize geliyorsunuz?' diye tepki gösterdi:
- Bizimle uğraşmaya devam ederseniz, biz de sizinle uğraşırız. Biz, meşru bir derneğiz ve meşru platformda kalmak istiyoruz. Bizim, ne terörle, ne de anarşi ile ilgimiz var. Ama bizi mecbur ederseniz, gereğini de yaparız. Şimdi bak bakalım bu gece Ankara'nın kaç yerinde patlama sesi duyacaksın! Hem de Ankara Emniyet Müdürlüğü de dahil olmak üzere!
Müdür, 'Ne demek bu' dedi:
- Bizi tehdit mi ediyorsun?
Yazıcıoğlu da Mehmet Akif Ersoy'un dizelerini okudu:
- Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem/ Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem/ Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım/ Boğamazsın ki/ Hiç olmazsa yanımdan kovarım/ Ben ezelden beridir aşığım istiklale/ Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale/ Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum/ Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum/ Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim/ Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim/ Adam, aldırma da geç git diyemem, aldırırım/ Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Ardından da kestirip attı:
- Arkadaşlarımızın serbest bırakılmalarını bekliyorum. Sakın ola işkence ve kötü muamele yapmaya kalkmayın.
Aradan bir süre geçti...
Demirtepe Köprüsü'nün üzerinde bir bomba bulundu. Bomba, emniyetin imha ekipleri tarafından patlamadan etkisiz hale getirildi.
Ardından da Abdullah Çatlı serbest bırakıldı.
.
ÜLKÜCÜLERDEN GÜÇ GÖSTERİSİ
Ülkü Ocakları hakkında Ali Batman'ın bir genelgesinden dolayı dava açıldı. Ali Batman da bunun üzerine tedbir olarak görevden ayrıldı. Ancak, Batman'ın görevden ayrılması da herhangi bir işe yaramadı. Ülkü Ocakları hakkındaki 'kapatma davası' devam ederken, hakim haber gönderdi:
- Derneğinizi kapatmak zorunda kalacağım. Tedbirinizi alın.
Ülkü Ocakları'nın bütün şube başkanları Ankara'da toplandı. Alel acele bir kongre yapıldı. Muhsin Yazıcıoğlu, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevinden ayrıldı. Yerine Lütfü Şehsuvaroğlu getirildi. Ankara'ya çağrılan ocak yöneticilerinin eline de iki ayrı yazı verildi. Birinde, Ülkü Ocakları'nın feshedildiği yazıyordu. Diğerinde ise, Genel Başkanlığını Muhsin Yazıcıoğlu'nun yapacağı Ülkücü Gençlik Derneği'nin kuruluş yetkisi vardı.
Bütün ocak yöneticilerine gerekli talimat verildi:
- Yarın saat 16:00'da emniyete gidip, Ülkü Ocakları Derneği'nin fesih yazılarını vereceksiniz. Saat 16:45'te de Ülkücü Gençlik Derneği'nin kuruluş yazısını aynı yere teslim edeceksiniz.
Bir günde Türkiye çapında 350 şube kapandı, yerine 350 yeni şube açıldı. Ülkü Ocakları, 45 dakika içinde Ülkücü Gençlik Derneği'ne dönüştürüldü. Bu büyük operasyonda hiç bir sıkıntı çekilmedi, tek bir fire verilmedi. Adresler ve yöneticiler aynı kaldı. Ülkü Ocakları tabelaları indirilip, yerine 'Ülkücü Gençlik Derneği' tabelaları asıldı. Yazıcıoğlu da odasını bile değiştirmeden Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkanı oldu.
Türkiye çapında büyük bir disiplin ve güç gösterisi yapıldı.
'BAŞKA YERLERLE İRTİBATLI ÜGD GENEL BAŞKANI'
1979 yılında Şefkat Çetin Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkanı seçildi. Bu seçim, Alparslan Türkeş'in hiç hoşuna gitmemişti.
Türkeş, Türkmen Onur ve Muhsin Yazıcıoğlu'nu yanına çağırdı. Yapılan seçime itiraz etti:
- Oğlum, bunu nasıl yaparsınız! Şefkat Çetin'in başka yerlerle irtibatı var. O'nu derhal görevden alın.
Türkeş, 'Başka yerlerden' acaba neyi kastediyordu? Bu, bir türlü öğrenilemedi. Çünkü, ne Türkmen Onur, ne de Muhsin Yazıcıoğlu, 'Başka yerler neresi?' sorusunu sormadılar. Sadece, 'şekil tartışması' yapıldı.
Türkmen Onur sesini çıkartmadı. Muhsin Yazıcıoğlu ise, 'Bir müddet bekleyelim Başbuğum' dedi:
- Şefkat Çetin'i yeni seçtik. Hemen görevden alırsak, gençliğin morali bozulur, sıkıntı çekeriz.
Türkeş'in verdiği talimat, gecikmeli olarak yerine getirildi. Şefkat Çetin, birkaç ay ÜGD Genel Başkanlığı'nda kaldıktan sonra görev değişikliği yapıldı.
Şefkat Çetin, yıllar sonra çok önemli bir göreve getirildi. Devlet Bahçeli'nin Başbakan Yardımcılığı döneminde 'İkinci adamlık' koltuğuna oturdu. MHP Teşkilat Başkanlığı görevini yürüttü.
İlginçtir, daha sonra Şefkat Çetin 57. Hükümet döneminde yaşanan pek çok sıkıntının sorumlusu olarak gösterildi. Teşkilat Başkanlığı görevinden ayrıldı. Bugün ise, pek ortalıklarda görünmüyor.
30 ÖNEMLİ ADAM
Anarşi ve terör, giderek yaygınlaşıyordu. Ülkücü kuruluşların sayısı ise, her geçen gün daha da kabarıyordu. Sol terör, 'Kurtarılmış bölgeler stratejisini' izliyor, mahalle mahalle çatışmalar sürüyordu. Ülkücü Hareket içinde, hem kontrolsuzluk artıyor, hem de Türkeş'in sık sık tekrar ettiği 'Gönül Seferberliği' mesajı bir türlü anlaşılamıyordu.
1977 yılında bunlar yaşanırken, Namık Kemal Zeybek, Tarım Reformu Müsteşarlığı'nda Teftiş Kurulu Başkanıydı. Bir gün Türkeş kendisini çağırdı. Gençliğin eğitimsizliğinden söz etti, buna bir çare bulunması gerektiğini söyledi. Türkeş, Namık Kemal Zeybek'ten işinden ayrılmasını istedi:
- 30 kişilik bir kadro kurup, bu gençleri siz eğiteceksiniz. Yanına istediğin isimleri al, ama Ramiz Ongun ve Türkmen Onur'u özellikle tavsiye ederim. Önce, arkadaşları eğitelim. Ardından da Türkiye'yi 9 bölgeye ayırın. Oralara dağılın. Bu 30 kişi işlerinden ayrılsınlar, maaşlarını bizzat ben vereceğim.
Ardından, Zeybek'e genel bir program çerçevesi çizdi:
- Ahmet Yesevi'yi anlatın. Alp-Eren tipini ülkücülere örnek gösterin. Türk tarihinin felaketler dönemini özellikle işleyin. Bunları işleyin ki, Türk'ün bu duruma neden düştüğü ortaya çıksın.
Zeybek, MHP ve Ülkücü kuruluşlar içinden en seçkin 30 isim belirledi. Hepsi işlerinden ayrıldı, MHP Genel Merkezi'nde göreve başladı. Alparslan Türkeş, bu 30 ismi 4,5 ay boyunca bizzat kendisi eğitti.
Anadolu'ya yayıldıklarında 'eğitimci' adını alacak olan bu 30 kişilik liste, şu isimlerden oluşuyordu:
'Ramiz Ongun, Türkmen Onur, Muhsin Yazıcıoğlu, Mehmet Şandır, Himmet Kayhan, Muhittin Çolak, Rıza Müftüoğlu, M. Ali Özgüven, Abdullah Alay, Abdullah Kılıç, Hasan Sabri Erdem, Sami Bal, Ali Batman, Musa Serdar Çelebi, Hakkı Duran, Lokman Abbasoğlu, Şinasi Apaydın, Yılma Durak, Faik İçmeli, Yılmaz Saka, İbrahim Türedi, Mehmet Göktolga, Ahmet Güzel, Hakkı Şafakses, Nurettin Taşar, Ömer Haluk Primoğlu, Mustafa Öztürk, Muammer Cindilli.'
1999 seçimlerinde MHP'den milletvekili olduktan sonra TBMM'de Bülent Ecevit'i sert bir dille eleştirdiği için ihraç edilen Ali Güngör de ilk listede bulunuyordu. Ancak, Ali Güngör eğitimci olmadı. Daha sonra bu listeye yeni isimler eklendi, kadro genişletildi.
Bu arada, Namık Kemal Zeybek'e bağlı ikinci bir teşkilat daha kuruldu. 'Araştırma Merkezi' adı verilen bu kurumun başına Esat Güçhan getirildi. İlhan Kesici, Avni Çarsancaklı ve İlhan Gülsüm de bu birimin araştırmacılarıydı.
İlk birkaç ay 'eğitimcilerin' aylıklarını bizzat Alparslan Türkeş verdi. Muhsin Yazıcıoğlu'nun aylığı ise, sadece 2 ay işledi. Yazıcıoğlu, 'Benim Sivas'tan param geliyor' diyerek, verilen maaşı geri çevirdi.
EĞİTİMCİLİKTEN KONTROLÖRLÜĞE
Ardından Birinci MC Hükümeti kuruldu. MHP iktidar ortağı oldu. Gümrük ve Tekel Bakanlığı'na milletvekili olmamasına rağmen, dışarıdan yapılan bir atama ile Gün Sazak getirildi. Gün Sazak ise, Namık Kemal Zeybek'i müsteşar olarak atadı. Bunun üzerine, bütün eğitimcilerin Gümrük Bakanlığı'nda 'kontrolör' olmaları kararlaştırıldı. Bir yandan Ülkücü gençleri yetiştirecekler, diğer taraftan gümrüklerdeki kaçakçılık ve rüşvet olayları ile mücadele edeceklerdi. Operasyon yapıldı, 'eğitimciler' aylıklarını bakanlıktan almaya başladılar.
İk başta 'siyasi bir operasyon' gibi görünen bu karar, beraberinde başarıyı da getirdi. MHP döneminde gümrüklerdeki rüşvet ve kaçakçılık bıçak gibi kesildi. O dönemde sol kesim de Gün Sazak'ın hakkını teslim etti. Daha sonra siyasi bir cinayete kurban giden Milliyet Gazetesi'nin Başyazarı Abdi İpekçi, MHP'ye karşıydı, ancak Gün Sazak'ı açıktan destekliyordu. 1978'de, CHP İktidarı döneminde Tuncay Mataracı Gümrük ve Tekel Bakanı oldu. Gümrüklerde rüşvet ve yolsuzluk alabildiğine yayıldı. İşte o günlerde, 'aşırı solcu' olarak tanınan CHP İzmir Milletvekili Süleyman Genç, Bütçe görüşmeleri sırasında Meclis'de şu konuşmayı yaptı:
- Ben, MHP'nin idieolojisine karşıyım. Ancak, bir hakkı teslim etmek lazım ki, fikrini ve zikrini beğenmediğimiz MHP döneminde gümrüklerde rüşvet ve kaçakçılık son buldu.
Sülmeyman Genç, bu konuşmayı kendi partisinden bakan olan CHP'li Tuncay Mataracı'yı eleştirmek için yapıyordu. Çünkü Mataracı döneminde, gümrüklerdeki kaçakçılık ve rüşvet dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Mataracı, bu yüzden Yüce Divan'da yargılandı ve ceza aldı. MHP'li Gün Sazak ise, 27 Mayıs 1980 günü Dev Sol tarafından öldürüldü. Ancak, taşeron bir örgüt olan Dev-Sol'un arkasında kaçakçılık şebekeleri vardı.
Emin Pazarcı
Etiketler:
Abdullah ÇaTLı
20 Nisan 2009 Pazartesi
Susurluk Gerçeği Abdullah Çatlı Nasil Öldürüldü!!
SEVGİLİ TEORİSYENLER
SİZLERE BUGÜNDE DERİN DEVLETLE İLGİLİ BİR KONUYU AKTARACAĞIM BİLİNDİĞİ GİBİ ÜLKÜCÜ MAFYA BABASI ALAATTİN ÇAKICI BİR AVRUPA OPERASYONUYLA ÜZERİNDE KIRMIZI PASAPORTLA YAKALANMIŞTI. ŞİMDİ DİKKATİNİZİ BURAYA ÇEKMEK İSTİYORUM
KIRMIZI PASAPORT DİPLOMATİK DOKUNULMAZLIĞI OLAN KİŞİLERE VERİLİR BU KİŞİLERDE DEVLET AJANIDIR BİLENLER BİLİR. YEŞİL KOD ADLI MAHMUT YILDIRIMDA BİR ZAMANLAR BU PASAPORTLA TERÖRİST BAŞI APO’YA SUİKAST DÜZENLEMEK İÇİN YUNANİSTANA GİTMİŞTİ. ŞİMDİ SORMAK LAZIM MADEM YEŞİLİ MİT KULLANMADIĞINI BEYAN EDENLER CEVAP VERSİNLER, YEŞİL KOD ADLI MAHMUT YILDIRIM ATİNAYA HANGİ SIFATLA VE NE İÇİN GÖNDERİLMİŞTİR.
YUNAN DENİZ AMİRALİ APOYU EVİNDE MİSAFİR EDERKEN YEŞİL YUNAN POLİSİNCE YAKALANDIĞINDA İŞKENCE DE KONUŞMAMIŞ FAKAT ÜZERİNDEN SAHTE KİMLİKLE YUNAN AMİRALİN EVİNİN KROKİSİ ÇIKMIŞTIR. YUNAN POLİSİ BU İŞİ O AN ANLAYAMADIĞI GİBİ YEŞİL ARAZİ SATIN ALMAK İÇİN GELDİĞİNİ SÖYLEYİNCE İNANMIŞLAR VE NİHAYETİNDE GERİ GÖNDERMİŞLERDİR. FAKAT YEŞİLİN SINIRDAN GİRİŞİ GERÇEKLEŞMEMİŞ SINIRA YAKIN BİR ALANDA JANDARMA KILIĞINDAKİ KİŞİLERCE ALINMIŞTIR.
MADEM YEŞİL MİTE ÇALIŞMIYORDU KIRMIZI PASAPORTU KİM VERDİ MADEM MİTE ÇALIŞMIYORDU NEDEN ATİNAYA APONUN PEŞİNE DÜŞTÜ SIRADAN VATANDAŞ BUNU YAPABİLİRMİYDİ. YEŞİL BİR ZAMANLARIN ÇETE LİDERİNİN EŞİ OLMAKLA ÜN YAPAN TANSU ÇİLLER VASITASIYLA YEŞİLE, ALAATTİN ÇAKICIYA KIRMIZI PASAPORT AYARLANMADIMI. HADİ BUNLARI GEÇELİM SUSURLUKTA HAYATINI KAYBEDEN ABDULLAH ÇATLI TAKİP EDİLİYORDU HEMDE YEŞİL TARAFINDAN ORADAKİ ASIL GAYE BAŞKAYDI ASIL GAYEYİ BAŞKA BİR TEORİDE AÇIKLAYACAĞIM.
ABDULLAH ÇATLININ YANINDA NEDEN HÜSEYİN KOCADAĞ VARDI AÇIKLAYALIM ÇÜNKÜ APDULLAH ÇATLI VE YANINDAKİLER İLK MOLA YERİNE GİRDİKLERİNDE ARAÇLARININ BAGAJINA ELİNDEKİ HORTUMLA ARACI YIKAMAK İÇİN GELEN GÖREVLİNİN ÇOK KETUM OLAN ÇATLININ ÖNÜNÜ KESEREK TAKİBİNİ VE GÖRMESİNİ ENGELLEDİ BU SIRADA BU KONAKLAMA YERİNİN GİRİŞİNDE SOL KISMINDA BENZİN İSTASYONU OLAN BP’NİN BAYRAĞININ OLDUĞU DİREĞİNİN OLDUĞU 1 METRE 20 CM LİK TAŞ ÜZERİNDEN UFAK BİR SIÇRAMAYLA GELEN TAKIM ELBİSELİ KİŞİ MAYMUNCUK DİYE TABİR EDİLEN ALETLE BAGAJI AÇTI VE ELİNDEKİ KÜÇÜK VALİZDEN BU SİLAHLARI BAGAJA BOŞALTTI TABİ ARABAYI YIKAYAN VATANDAŞ SİLAHLARI KOYANIN KİM OLDUĞUNU ARACIN SAHİPLERİNİN KİM OLDUĞUNU BİLMİYORDU O ALACAĞI 2 MİLYARA BAKIYORDU AZ PARA DA DEĞİLDİ HANİ VE GÖREV BAŞARIYLA TAMAMLANDI SİLAHLARI KOYAN ADAM AZ GERİ ÇEKİLDE VE AYAĞA KALKTI KONAKLAMA YERİNİN GİRİŞİNE DOĞRU YÜRÜDÜ HIZLI HIZLI VE ACI BİR FREN SESİ DUYULDU.
BU FRENİ YAPAN ARKADAN GELEN SEDAT BUCAK VE HÜSEYİN KOCADAĞIN KORUMALARIYDI HÜSEYİN KOCADAĞIN KORUMASI BU KİŞİYİ TANIR GİBİ OLDU ADAM GEÇİP GİTTİ VE KARANLIKTA KAYBOLDU. KORUMALARDA ÇAY İÇİP YEMEK YERKEN ÇATLI VE DİĞERLERİ ORDAN AYRILDI KORUMALAR GEÇ ÇIKTIĞI İÇİN ARALARINDA 12 DAKİKA 23 SANİYELİK BİR FARK VARDI (OLAY YERİNE VARIŞ ZAMANLARINA GÖRE AYARLANMIŞTIR) MİTİN PLANI ŞUYDU BU EKİBİ BİR POLİS ÇEVİRMESİNDEN GEÇİRECEKLERDİ ARKADA SİLAHLAR YAKALANACAKTI TABİ AKSİ GİDEN BİR ŞEY OLMUŞTU ŞOFÖR KOLTUĞUNDA MEHMET AĞAR OTURMASI GEREKİYORDU AĞAR BİR OPERASYON MAKSADIYLA SAMSUNA GİTMİŞ VE GELMEMİŞTİ. KURBAN HÜSEYİN KOCADAĞ OLDU FAKAT MİT BİR ŞEYİ DAHA HESAPLAYAMAMIŞTI. YEŞİL EVET YEŞİL VE EKİBİNİ TAKİP ETMEMİŞTİ
MİTİN AMACI BU EKİBİ BU ŞEKİLDE YAKALAYIP İÇERİ TIKMAKTI ÖYLE YA ONLARI BİR ARAYA GETİRENE KADAR NELER SARF ETMİŞTİ MİTÇİLER GONCA US İŞİNİ GÜZEL YAPMIŞ MİTİN PROFOSYONEL BİR AJANI OLMUŞTU HATTA 3 AY CEZAEVİNDE KALDIKTAN SONRA KAÇIRILACAKTI. SEDAT BUCAKTA GONCA USTAN HABERSİZ MİTE YARDIM ETMİŞTİ MAKSAT ABDULLAH ÇATLI MEHMET AĞAR VE KORKUT EKENİ HARCAMAKTI. Kİ NİTEKİM HARCADILAR ÇATLI ÖLDÜ AĞAR KOCADAĞIN SAYESİNDE KURTULDU. EKENSE 6 YIL CEZA ÇEKTİ ÇÜNKÜ ARACIN BAGAJINDAKİ SİLAHLAR PKK’YA KARŞI YAPILAN OPERASYONLARDA EKENİN ZİMMETİNE GEÇİRİLİP KAYBOLAN SİLAHLARDI TABİ BAZILARI OYUNA BAKINKİ SİLAHLARIN HEPSİ TEMİZ ÇIKTI
MADEM ÇATLI ÖRGÜT LİDERİYDİ SİLAHLAR KİRLİ SİLAH OLMALIYDI OLMADI ÇÜNKÜ BUNLAR KAYDA GEÇMEYEN DEVLET SİLAHIYDI. MİT YEŞİLİ HESAPLAMAMIŞTI YEŞİL DAHA ÖNCE DAVRANARAK MERCEDESİ DURDURMAK İSTEDİ ANCAK KOCADAĞ ARACI ÇOK HIZLI KULLANIYORDU ORDAKİ MAKSAT YEŞİLİN EKİBİNİN ARACI DURDURUP ÇATLIYI KAÇIRIP KONUŞTURMAK VE İNFAZ ETMEKTİ OLMADI ARAÇ KAZA YAPTI BÜYÜK BİRGÜRÜLTÜYLE KİLOMETRELERCE İLERDE MİTÇİ POLİSLER YOLU KESMİŞ BOŞUNA BEKLİYORDU VE ÇOK ÇOK GERİDEKİ MİTÇİLERDE ÇATLIYI DEĞİL KORUMALARI TAKİP EDİYORDU ÇATLI SANARAK KAZA OLMUŞ HÜSEYİN KOCADAĞ KAFASINI KIRIK CAMIN PARÇALARIYLA BAĞDAŞTIRMIŞ VE HAYATINI KAYBETMİŞTİ.
GONCA US APDULLAH ÇATLI VE SEDAT BUCAK İSE YARALIYDI. YEŞİL VE EKİBİ HEMEN ORAYA GELDİLER İÇERİYE BAKTILAR ÇATLI VE US YAŞIYORDU YEŞİL ADAMINA KAFASINI EĞEREK İŞARET VERDİ ADAM SİLAHINI ÇIKARDI FAKAT YEŞİL HAYIR SİLAH YOK DEDİ YARALI VE KENDİNDE OLAN SEDAT BUCAK GÖZLERİNİ AÇTI VE SESTEN YEŞİL OLDUĞUNU ANLAYINCA HEMEN GÖZÜNÜ KAPATTI ÖLÜ NUMARASI YAPTI ÇÜNKÜ YAŞADIĞI ANLAŞILIRSA ODA ÖLÜRDÜ YEŞİLİN ADAMI BAYGIN HALDEKİ GONCA USUN KAFASINI TUTARAK KIRIK CAMIN OLDUĞU CAM ÇERÇEVESİNE VURMAYA BAŞLADI 17 KEZ VURMUŞTU KAFASINI GENÇ KADIN RUHUNU TESLİM ETTİ.
BU SIRADA YEŞİL ÇATLIYI DIŞARIYA ÇEKMİŞ VE ÇATLI YERDE İNLİYORDU ÇATLI BİR ARA GÖZÜNÜ AÇTI VE
ÇATLI – ŞEREFSİZ, KEŞKE O ZAMAN ÖLDÜRSEYDİM SENİ
YEŞİL – BOK ÖLDÜRÜRSÜN
DİYE CEVAP VERDİ VE BELİNDEN SİLAHINI ÇIKARDI NAMLUDAN TUTARAK KABZA İLE VURMAK İSTEDİ TAM ELİNİ KALDIRDI AMA OLMAZDI BU ANLAŞILIRDI HEMEN ARACIN BAGAJINI AÇTI ORDAN 23 -24 ANAHTAR BULDU VE BU ANAHTARLA ÇATLININ KAFASINA VURMAYA BAŞLADI ÇATLININ KAFASINDAN KANLAR FIŞKIRIYORDU. SONRA KALKTI TEKME İLE KAFASINA VURDU ÇATLININ SOL GÖZÜ NEREDEYSE YERİNDEN ÇIKACAKTI KANDAN SURATI TANINMAZ HALDEYDİ YEŞİLİN ADAMI DEMİR "ABİ GELEN VAR" DEDİ YEŞİL HEMEN KOŞARAK ARACINA BİNDİ VE HIZLI BİR ŞEKİLDE UZAKLAŞTI
İŞTE SUSURLUK BÖYLE MEYDANA GELDİ VE İNANIN OLAYDA KİMLERE SUSSUN DİYE NE PARALAR YEDİRİLDİ. HELE SEDAT BUCAK VE KORUMALARINA OLAYI APAÇIK ŞEKİLDE GÖREN 52 YAŞINDAKİ BELEDİYE ÇÖPÇÜSÜNE ASIL VURGUNUYSA YEŞİL YAPTI HELAL SANA YEŞİL ŞİMDİ YENİ YÜZÜNLE İÇİMİZDESİN HELAL SANA VE SENİ YETİŞTİREN BU DEVLETE SENİN GİBİLERE DAHA ÇOK İHTİYACIMIZ VAR AMA BENDEN SANA BİR TAVSİYE ABD SANA YARAMIYOR LONDRA BAŞKONSOLOSUNU ZORA SOKUYORSUN ÜLKENE DÖN YEŞİL ÜLKENE
ALINTIDIR
NOT :
BABAM ÇATLI KİTABINDAN'ALINTIDIR
SİZLERE BUGÜNDE DERİN DEVLETLE İLGİLİ BİR KONUYU AKTARACAĞIM BİLİNDİĞİ GİBİ ÜLKÜCÜ MAFYA BABASI ALAATTİN ÇAKICI BİR AVRUPA OPERASYONUYLA ÜZERİNDE KIRMIZI PASAPORTLA YAKALANMIŞTI. ŞİMDİ DİKKATİNİZİ BURAYA ÇEKMEK İSTİYORUM
KIRMIZI PASAPORT DİPLOMATİK DOKUNULMAZLIĞI OLAN KİŞİLERE VERİLİR BU KİŞİLERDE DEVLET AJANIDIR BİLENLER BİLİR. YEŞİL KOD ADLI MAHMUT YILDIRIMDA BİR ZAMANLAR BU PASAPORTLA TERÖRİST BAŞI APO’YA SUİKAST DÜZENLEMEK İÇİN YUNANİSTANA GİTMİŞTİ. ŞİMDİ SORMAK LAZIM MADEM YEŞİLİ MİT KULLANMADIĞINI BEYAN EDENLER CEVAP VERSİNLER, YEŞİL KOD ADLI MAHMUT YILDIRIM ATİNAYA HANGİ SIFATLA VE NE İÇİN GÖNDERİLMİŞTİR.
YUNAN DENİZ AMİRALİ APOYU EVİNDE MİSAFİR EDERKEN YEŞİL YUNAN POLİSİNCE YAKALANDIĞINDA İŞKENCE DE KONUŞMAMIŞ FAKAT ÜZERİNDEN SAHTE KİMLİKLE YUNAN AMİRALİN EVİNİN KROKİSİ ÇIKMIŞTIR. YUNAN POLİSİ BU İŞİ O AN ANLAYAMADIĞI GİBİ YEŞİL ARAZİ SATIN ALMAK İÇİN GELDİĞİNİ SÖYLEYİNCE İNANMIŞLAR VE NİHAYETİNDE GERİ GÖNDERMİŞLERDİR. FAKAT YEŞİLİN SINIRDAN GİRİŞİ GERÇEKLEŞMEMİŞ SINIRA YAKIN BİR ALANDA JANDARMA KILIĞINDAKİ KİŞİLERCE ALINMIŞTIR.
MADEM YEŞİL MİTE ÇALIŞMIYORDU KIRMIZI PASAPORTU KİM VERDİ MADEM MİTE ÇALIŞMIYORDU NEDEN ATİNAYA APONUN PEŞİNE DÜŞTÜ SIRADAN VATANDAŞ BUNU YAPABİLİRMİYDİ. YEŞİL BİR ZAMANLARIN ÇETE LİDERİNİN EŞİ OLMAKLA ÜN YAPAN TANSU ÇİLLER VASITASIYLA YEŞİLE, ALAATTİN ÇAKICIYA KIRMIZI PASAPORT AYARLANMADIMI. HADİ BUNLARI GEÇELİM SUSURLUKTA HAYATINI KAYBEDEN ABDULLAH ÇATLI TAKİP EDİLİYORDU HEMDE YEŞİL TARAFINDAN ORADAKİ ASIL GAYE BAŞKAYDI ASIL GAYEYİ BAŞKA BİR TEORİDE AÇIKLAYACAĞIM.
ABDULLAH ÇATLININ YANINDA NEDEN HÜSEYİN KOCADAĞ VARDI AÇIKLAYALIM ÇÜNKÜ APDULLAH ÇATLI VE YANINDAKİLER İLK MOLA YERİNE GİRDİKLERİNDE ARAÇLARININ BAGAJINA ELİNDEKİ HORTUMLA ARACI YIKAMAK İÇİN GELEN GÖREVLİNİN ÇOK KETUM OLAN ÇATLININ ÖNÜNÜ KESEREK TAKİBİNİ VE GÖRMESİNİ ENGELLEDİ BU SIRADA BU KONAKLAMA YERİNİN GİRİŞİNDE SOL KISMINDA BENZİN İSTASYONU OLAN BP’NİN BAYRAĞININ OLDUĞU DİREĞİNİN OLDUĞU 1 METRE 20 CM LİK TAŞ ÜZERİNDEN UFAK BİR SIÇRAMAYLA GELEN TAKIM ELBİSELİ KİŞİ MAYMUNCUK DİYE TABİR EDİLEN ALETLE BAGAJI AÇTI VE ELİNDEKİ KÜÇÜK VALİZDEN BU SİLAHLARI BAGAJA BOŞALTTI TABİ ARABAYI YIKAYAN VATANDAŞ SİLAHLARI KOYANIN KİM OLDUĞUNU ARACIN SAHİPLERİNİN KİM OLDUĞUNU BİLMİYORDU O ALACAĞI 2 MİLYARA BAKIYORDU AZ PARA DA DEĞİLDİ HANİ VE GÖREV BAŞARIYLA TAMAMLANDI SİLAHLARI KOYAN ADAM AZ GERİ ÇEKİLDE VE AYAĞA KALKTI KONAKLAMA YERİNİN GİRİŞİNE DOĞRU YÜRÜDÜ HIZLI HIZLI VE ACI BİR FREN SESİ DUYULDU.
BU FRENİ YAPAN ARKADAN GELEN SEDAT BUCAK VE HÜSEYİN KOCADAĞIN KORUMALARIYDI HÜSEYİN KOCADAĞIN KORUMASI BU KİŞİYİ TANIR GİBİ OLDU ADAM GEÇİP GİTTİ VE KARANLIKTA KAYBOLDU. KORUMALARDA ÇAY İÇİP YEMEK YERKEN ÇATLI VE DİĞERLERİ ORDAN AYRILDI KORUMALAR GEÇ ÇIKTIĞI İÇİN ARALARINDA 12 DAKİKA 23 SANİYELİK BİR FARK VARDI (OLAY YERİNE VARIŞ ZAMANLARINA GÖRE AYARLANMIŞTIR) MİTİN PLANI ŞUYDU BU EKİBİ BİR POLİS ÇEVİRMESİNDEN GEÇİRECEKLERDİ ARKADA SİLAHLAR YAKALANACAKTI TABİ AKSİ GİDEN BİR ŞEY OLMUŞTU ŞOFÖR KOLTUĞUNDA MEHMET AĞAR OTURMASI GEREKİYORDU AĞAR BİR OPERASYON MAKSADIYLA SAMSUNA GİTMİŞ VE GELMEMİŞTİ. KURBAN HÜSEYİN KOCADAĞ OLDU FAKAT MİT BİR ŞEYİ DAHA HESAPLAYAMAMIŞTI. YEŞİL EVET YEŞİL VE EKİBİNİ TAKİP ETMEMİŞTİ
MİTİN AMACI BU EKİBİ BU ŞEKİLDE YAKALAYIP İÇERİ TIKMAKTI ÖYLE YA ONLARI BİR ARAYA GETİRENE KADAR NELER SARF ETMİŞTİ MİTÇİLER GONCA US İŞİNİ GÜZEL YAPMIŞ MİTİN PROFOSYONEL BİR AJANI OLMUŞTU HATTA 3 AY CEZAEVİNDE KALDIKTAN SONRA KAÇIRILACAKTI. SEDAT BUCAKTA GONCA USTAN HABERSİZ MİTE YARDIM ETMİŞTİ MAKSAT ABDULLAH ÇATLI MEHMET AĞAR VE KORKUT EKENİ HARCAMAKTI. Kİ NİTEKİM HARCADILAR ÇATLI ÖLDÜ AĞAR KOCADAĞIN SAYESİNDE KURTULDU. EKENSE 6 YIL CEZA ÇEKTİ ÇÜNKÜ ARACIN BAGAJINDAKİ SİLAHLAR PKK’YA KARŞI YAPILAN OPERASYONLARDA EKENİN ZİMMETİNE GEÇİRİLİP KAYBOLAN SİLAHLARDI TABİ BAZILARI OYUNA BAKINKİ SİLAHLARIN HEPSİ TEMİZ ÇIKTI
MADEM ÇATLI ÖRGÜT LİDERİYDİ SİLAHLAR KİRLİ SİLAH OLMALIYDI OLMADI ÇÜNKÜ BUNLAR KAYDA GEÇMEYEN DEVLET SİLAHIYDI. MİT YEŞİLİ HESAPLAMAMIŞTI YEŞİL DAHA ÖNCE DAVRANARAK MERCEDESİ DURDURMAK İSTEDİ ANCAK KOCADAĞ ARACI ÇOK HIZLI KULLANIYORDU ORDAKİ MAKSAT YEŞİLİN EKİBİNİN ARACI DURDURUP ÇATLIYI KAÇIRIP KONUŞTURMAK VE İNFAZ ETMEKTİ OLMADI ARAÇ KAZA YAPTI BÜYÜK BİRGÜRÜLTÜYLE KİLOMETRELERCE İLERDE MİTÇİ POLİSLER YOLU KESMİŞ BOŞUNA BEKLİYORDU VE ÇOK ÇOK GERİDEKİ MİTÇİLERDE ÇATLIYI DEĞİL KORUMALARI TAKİP EDİYORDU ÇATLI SANARAK KAZA OLMUŞ HÜSEYİN KOCADAĞ KAFASINI KIRIK CAMIN PARÇALARIYLA BAĞDAŞTIRMIŞ VE HAYATINI KAYBETMİŞTİ.
GONCA US APDULLAH ÇATLI VE SEDAT BUCAK İSE YARALIYDI. YEŞİL VE EKİBİ HEMEN ORAYA GELDİLER İÇERİYE BAKTILAR ÇATLI VE US YAŞIYORDU YEŞİL ADAMINA KAFASINI EĞEREK İŞARET VERDİ ADAM SİLAHINI ÇIKARDI FAKAT YEŞİL HAYIR SİLAH YOK DEDİ YARALI VE KENDİNDE OLAN SEDAT BUCAK GÖZLERİNİ AÇTI VE SESTEN YEŞİL OLDUĞUNU ANLAYINCA HEMEN GÖZÜNÜ KAPATTI ÖLÜ NUMARASI YAPTI ÇÜNKÜ YAŞADIĞI ANLAŞILIRSA ODA ÖLÜRDÜ YEŞİLİN ADAMI BAYGIN HALDEKİ GONCA USUN KAFASINI TUTARAK KIRIK CAMIN OLDUĞU CAM ÇERÇEVESİNE VURMAYA BAŞLADI 17 KEZ VURMUŞTU KAFASINI GENÇ KADIN RUHUNU TESLİM ETTİ.
BU SIRADA YEŞİL ÇATLIYI DIŞARIYA ÇEKMİŞ VE ÇATLI YERDE İNLİYORDU ÇATLI BİR ARA GÖZÜNÜ AÇTI VE
ÇATLI – ŞEREFSİZ, KEŞKE O ZAMAN ÖLDÜRSEYDİM SENİ
YEŞİL – BOK ÖLDÜRÜRSÜN
DİYE CEVAP VERDİ VE BELİNDEN SİLAHINI ÇIKARDI NAMLUDAN TUTARAK KABZA İLE VURMAK İSTEDİ TAM ELİNİ KALDIRDI AMA OLMAZDI BU ANLAŞILIRDI HEMEN ARACIN BAGAJINI AÇTI ORDAN 23 -24 ANAHTAR BULDU VE BU ANAHTARLA ÇATLININ KAFASINA VURMAYA BAŞLADI ÇATLININ KAFASINDAN KANLAR FIŞKIRIYORDU. SONRA KALKTI TEKME İLE KAFASINA VURDU ÇATLININ SOL GÖZÜ NEREDEYSE YERİNDEN ÇIKACAKTI KANDAN SURATI TANINMAZ HALDEYDİ YEŞİLİN ADAMI DEMİR "ABİ GELEN VAR" DEDİ YEŞİL HEMEN KOŞARAK ARACINA BİNDİ VE HIZLI BİR ŞEKİLDE UZAKLAŞTI
İŞTE SUSURLUK BÖYLE MEYDANA GELDİ VE İNANIN OLAYDA KİMLERE SUSSUN DİYE NE PARALAR YEDİRİLDİ. HELE SEDAT BUCAK VE KORUMALARINA OLAYI APAÇIK ŞEKİLDE GÖREN 52 YAŞINDAKİ BELEDİYE ÇÖPÇÜSÜNE ASIL VURGUNUYSA YEŞİL YAPTI HELAL SANA YEŞİL ŞİMDİ YENİ YÜZÜNLE İÇİMİZDESİN HELAL SANA VE SENİ YETİŞTİREN BU DEVLETE SENİN GİBİLERE DAHA ÇOK İHTİYACIMIZ VAR AMA BENDEN SANA BİR TAVSİYE ABD SANA YARAMIYOR LONDRA BAŞKONSOLOSUNU ZORA SOKUYORSUN ÜLKENE DÖN YEŞİL ÜLKENE
ALINTIDIR
NOT :
BABAM ÇATLI KİTABINDAN'ALINTIDIR
Etiketler:
Abdullah ÇaTLı
Çatlı Ölmeden Herşeyi Anlattı
Adının açıklanmasını istemeyen istihbaratçı, Susurluk, Ayhan Çarkın iddiaları, Çatlı, Sabancı suikastı ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu..
Susurluk sürecinde devletin önemli bir güvenlik ve istihbarat biriminde görevli olarak Susurluk çetesini izleyen ve öğrendiklerini üstlerine rapor eden emekli istihbaratçı, Yeni Aktüel dergisinden Mehmet Korkmaz'a çarpıcı açıklamalarda bulundu. Adının kullanılmasını istemeyen istihbaratçı, işlenen cinayetlerle ilgili önce Oğuz Yorulmaz'ın annesi Ayten Yorulmaz'ın, ardından Ayhan Çarkın'ın bir TV kanalında yaptıkları açıklamaları doğrulayarak "Çetenin işlediği cinayetlerin çoğunda tetiği özel timci polisler A.Ç., O.Y. ve Semih'in çektiği doğru" dedi. Eski istihbaratçı, çeteyle ilgili olarak "Başlarında K.E. vardı. O da M.A.'ya bağlıydı" iddiasında bulunurken "Üç infaz timi vardı. Bunlar Tarık Ümit, Abdullah Çatlı ve K.E.'ye bağlıydı" şeklinde konuştu.
MİT muhbiri Tarık Ümit'in çeteyle ihtilafa düştüğünü ve MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür'e gidip bildiği her şeyi anlattığını söyleyen 'emekli kamu görevlisi', çetenin bunun üzerine korkuya kapıldığını belirterek "Öldürülme emrini, çetenin en tepesindeki isim M.A. verdi. İnfazı özel timci polisler A.A. ve Z.B. gerçekleştirdi" dedi.
Kamu görevlisinin iddialarına göre, Abdullah Çatlı da öldürülmeden önce bir güvenlik ve istihbarat kuruluşuna giderek bildiği her şeyi anlattı. Görevli, Sabancı suikastı ile ilgili 'MİT raporu' olarak gündeme gelen ancak dönemin muhataplarınca yalanlanan iddialarla ilgili olarak da "Rapor ve yazılanlar doğru. Hedef Sakıp Sabancı'ydı. Çete, DHKP-C ile bağlantıyı, adı uyuşturucu işine karışan H.B. üzerinden sağladı" şeklinde konuştu.
Susurluk sürecinde devletin önemli bir güvenlik ve istihbarat biriminde görevli olarak Susurluk çetesini izleyen ve öğrendiklerini üstlerine rapor eden emekli istihbaratçı, Yeni Aktüel dergisinden Mehmet Korkmaz'a çarpıcı açıklamalarda bulundu. Adının kullanılmasını istemeyen istihbaratçı, işlenen cinayetlerle ilgili önce Oğuz Yorulmaz'ın annesi Ayten Yorulmaz'ın, ardından Ayhan Çarkın'ın bir TV kanalında yaptıkları açıklamaları doğrulayarak "Çetenin işlediği cinayetlerin çoğunda tetiği özel timci polisler A.Ç., O.Y. ve Semih'in çektiği doğru" dedi. Eski istihbaratçı, çeteyle ilgili olarak "Başlarında K.E. vardı. O da M.A.'ya bağlıydı" iddiasında bulunurken "Üç infaz timi vardı. Bunlar Tarık Ümit, Abdullah Çatlı ve K.E.'ye bağlıydı" şeklinde konuştu.
MİT muhbiri Tarık Ümit'in çeteyle ihtilafa düştüğünü ve MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür'e gidip bildiği her şeyi anlattığını söyleyen 'emekli kamu görevlisi', çetenin bunun üzerine korkuya kapıldığını belirterek "Öldürülme emrini, çetenin en tepesindeki isim M.A. verdi. İnfazı özel timci polisler A.A. ve Z.B. gerçekleştirdi" dedi.
Kamu görevlisinin iddialarına göre, Abdullah Çatlı da öldürülmeden önce bir güvenlik ve istihbarat kuruluşuna giderek bildiği her şeyi anlattı. Görevli, Sabancı suikastı ile ilgili 'MİT raporu' olarak gündeme gelen ancak dönemin muhataplarınca yalanlanan iddialarla ilgili olarak da "Rapor ve yazılanlar doğru. Hedef Sakıp Sabancı'ydı. Çete, DHKP-C ile bağlantıyı, adı uyuşturucu işine karışan H.B. üzerinden sağladı" şeklinde konuştu.
Etiketler:
Abdullah ÇaTLı
"Trafik kazası değil suikast" (Buna Sebeb Olanlara Lanet Olsun)
Kanaltürk Ankara Temsilcisi Sami Dadağlıoğlu'nun hazırlayıp sunduğu programda Susurluk'tan Ergenekon'a kadar uzanan süreçte yaşana üç "derin" kaza masaya yatırıldı. Susurluk kazası ile Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu'nun iki önemli isminin ölümüyle sonuçlanan kazaların perde arkası tartışıldı.
Programa Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, İncetahtacı'nın oğlu Yahya İncetahtacı, Akyürek'in kuzeni Mehmet Akyürek, Susurluk hükümlüsü, özel timci Ercan Ersoy ve eski polis Gazi Bizkaya katıldı.
İncetahtacı, 21 Kasım 1999'da Esenboğa havalimanı yolunda geçirdiği kazada ölen babasının suikasta uğradığını öne sürerek şunları söyledi: "Susurluk olayı bir zihniyetin ürünüydü. Babam bu zihniyeti deşifre etmenin peşindeydi. 'Bu olay 3 - 5 ismin olayı değildir' diyordu. Bu zihniyeti deşifre etmez isek '2018'de Estergon'u konuşacağız' diyordu. Yüzde 100 diyemesek bile babam bize göre öldürüldü."
“Bedri Bey it kapanıyla kıstırıldı”
Elkatmış ise, İncetahtacı'nın öldüğü kazayı 10- 15 dakika sonra gördüğünü belirterek, "O sabah hava açık, yağış yoktu. O kazada ölüm olması mümkün görünmüyordu" dedi ve şöyle konuştu: "Hiç ipucu yoktu. Epeyce bir zaman geçti bir milletvekili arkadaşımız bana geldi. 'Bana telefon geldi bir astsubay ismini söylemedi, numarasını vermedi. Bedri Bey it kapanı ile kıstırıldı trafik kazası yaptırıldı öldürüldü' dedi. Olayı gören bir kişi de ortaya çıkmayınca hiçbir ipucu bulamadık."
ÇATLI OLAY YERiNDE YAŞIYORDU
Susurluk hükümlüsü eski Özel Timci Ercan Ersoy ise Susurluk kazasına ilişkin önemli açıklamalar yaptı. Sedat Bucak'ın yakın koruma polisi olduğunu aktaran Ersoy, "Kaza benim önümde oldu. Rahmetli Hüseyin Kocadağ yandan çıkan kamyonu görmemiş. Kapıyı ilk açtığımda Abdullah Çatlı ve Gonca Us adeta yapışık olmuş gibi vites kutusunun üzerine yumulmuşlardı. Herkes birbirine girmiş haldeydi. Araba içinde Sedat Bucak'ı aradık. Torpidonun altına sıkışmıştı. Çatlı'yı arabadan ilk çıkardığımda yaşıyordu. Yolda nabzının atmadığını fark ettim, hastanede öldüğünü söylediler" dedi.
ÖCALAN’A TÜNELDE SUiKAST PLANI
E rcan Ersoy, Abdullah Öcalan'a Şam'da planlanan "tünel kazma" yöntemli suikast planını da şöyle anlattı:
"Bekar arkadaşlardan 30-35 kişilik bir birlik oluşturuldu. Bu birlik çok özel eğitime tabi tutuldu. Eğitimi Özel Harp Komutanlığı verdi. O sırada Öcalan Şam'da bir kuvvet komutanının da oturduğu çok sıkı güvenlik önlemlerinin bulunduğu sokakta oturuyordu. Bazı görevliler eylem için Zonguldak'taki maden ocaklarında tünel kazma eğitimi bile aldılar. 350-400 metre tünel kazılarak evinin altına patlayıcı yerleştirilerek imha edilmesi planlanmıştı. Ancak örgüt aldığı istihbaratla evini değiştirdi."
‘Akyürek son dönem çok tedirgindi’
A kyürek'i 1983’ten beri tanıdığını ve kazanın "cinayet" olduğunu öne süren Gazi Bizkaya şöyle dedi: "Akman, son dönemde çok düşünceli ve tedirgindi. Başbakanlık'taki makamında oturmazdı. Onu çıkmaza soktular. Cenazeyi defnettikten sonra Tuncay Özkan'la Ankara'ya geldik. Birlikte ofise gittik. Özkan bilgisayarını açınca bilgisayardan duman çıktı. 'Buna kısa devre koymuşlar' dedi.
Bilgilere ulaşılmasın diye bunu yapmışlar. Neticede bilgisayar açılamadı. Tuncay Bey, ofisten 3-4 koli evrak alıp gitti."
‘İstihbarat kullanıp öldürmüş olabilir’
Mehmet Elkatmış ise Akyürek'in komisyona faydalı olmadığını belirterek, "Bazı istihbarat servislerince kullanılıp öldürülmüş olabilir" dedi.
Akyürek'in MİT elemanı olduğu yönünde iddiaların kulağına geldiğini anlatan Elkatmış, "Komisyon sırasında hep dışarıya bilgi verdi. 'Akman not al bunları soruşturalım' derdim. Ancak hiç bunları not alıp önümüze getirmezdi" dedi. Akman Akyürek'in kuzeni Mehmet Akyürek ise, “11 yıl önce bir trafik kazasında vefat etti. Mezarında rahat bırakılsın, huzur içinde uyusun" diye konuştu.
Programa Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, İncetahtacı'nın oğlu Yahya İncetahtacı, Akyürek'in kuzeni Mehmet Akyürek, Susurluk hükümlüsü, özel timci Ercan Ersoy ve eski polis Gazi Bizkaya katıldı.
İncetahtacı, 21 Kasım 1999'da Esenboğa havalimanı yolunda geçirdiği kazada ölen babasının suikasta uğradığını öne sürerek şunları söyledi: "Susurluk olayı bir zihniyetin ürünüydü. Babam bu zihniyeti deşifre etmenin peşindeydi. 'Bu olay 3 - 5 ismin olayı değildir' diyordu. Bu zihniyeti deşifre etmez isek '2018'de Estergon'u konuşacağız' diyordu. Yüzde 100 diyemesek bile babam bize göre öldürüldü."
“Bedri Bey it kapanıyla kıstırıldı”
Elkatmış ise, İncetahtacı'nın öldüğü kazayı 10- 15 dakika sonra gördüğünü belirterek, "O sabah hava açık, yağış yoktu. O kazada ölüm olması mümkün görünmüyordu" dedi ve şöyle konuştu: "Hiç ipucu yoktu. Epeyce bir zaman geçti bir milletvekili arkadaşımız bana geldi. 'Bana telefon geldi bir astsubay ismini söylemedi, numarasını vermedi. Bedri Bey it kapanı ile kıstırıldı trafik kazası yaptırıldı öldürüldü' dedi. Olayı gören bir kişi de ortaya çıkmayınca hiçbir ipucu bulamadık."
ÇATLI OLAY YERiNDE YAŞIYORDU
Susurluk hükümlüsü eski Özel Timci Ercan Ersoy ise Susurluk kazasına ilişkin önemli açıklamalar yaptı. Sedat Bucak'ın yakın koruma polisi olduğunu aktaran Ersoy, "Kaza benim önümde oldu. Rahmetli Hüseyin Kocadağ yandan çıkan kamyonu görmemiş. Kapıyı ilk açtığımda Abdullah Çatlı ve Gonca Us adeta yapışık olmuş gibi vites kutusunun üzerine yumulmuşlardı. Herkes birbirine girmiş haldeydi. Araba içinde Sedat Bucak'ı aradık. Torpidonun altına sıkışmıştı. Çatlı'yı arabadan ilk çıkardığımda yaşıyordu. Yolda nabzının atmadığını fark ettim, hastanede öldüğünü söylediler" dedi.
ÖCALAN’A TÜNELDE SUiKAST PLANI
E rcan Ersoy, Abdullah Öcalan'a Şam'da planlanan "tünel kazma" yöntemli suikast planını da şöyle anlattı:
"Bekar arkadaşlardan 30-35 kişilik bir birlik oluşturuldu. Bu birlik çok özel eğitime tabi tutuldu. Eğitimi Özel Harp Komutanlığı verdi. O sırada Öcalan Şam'da bir kuvvet komutanının da oturduğu çok sıkı güvenlik önlemlerinin bulunduğu sokakta oturuyordu. Bazı görevliler eylem için Zonguldak'taki maden ocaklarında tünel kazma eğitimi bile aldılar. 350-400 metre tünel kazılarak evinin altına patlayıcı yerleştirilerek imha edilmesi planlanmıştı. Ancak örgüt aldığı istihbaratla evini değiştirdi."
‘Akyürek son dönem çok tedirgindi’
A kyürek'i 1983’ten beri tanıdığını ve kazanın "cinayet" olduğunu öne süren Gazi Bizkaya şöyle dedi: "Akman, son dönemde çok düşünceli ve tedirgindi. Başbakanlık'taki makamında oturmazdı. Onu çıkmaza soktular. Cenazeyi defnettikten sonra Tuncay Özkan'la Ankara'ya geldik. Birlikte ofise gittik. Özkan bilgisayarını açınca bilgisayardan duman çıktı. 'Buna kısa devre koymuşlar' dedi.
Bilgilere ulaşılmasın diye bunu yapmışlar. Neticede bilgisayar açılamadı. Tuncay Bey, ofisten 3-4 koli evrak alıp gitti."
‘İstihbarat kullanıp öldürmüş olabilir’
Mehmet Elkatmış ise Akyürek'in komisyona faydalı olmadığını belirterek, "Bazı istihbarat servislerince kullanılıp öldürülmüş olabilir" dedi.
Akyürek'in MİT elemanı olduğu yönünde iddiaların kulağına geldiğini anlatan Elkatmış, "Komisyon sırasında hep dışarıya bilgi verdi. 'Akman not al bunları soruşturalım' derdim. Ancak hiç bunları not alıp önümüze getirmezdi" dedi. Akman Akyürek'in kuzeni Mehmet Akyürek ise, “11 yıl önce bir trafik kazasında vefat etti. Mezarında rahat bırakılsın, huzur içinde uyusun" diye konuştu.
Etiketler:
Abdullah ÇaTLı
Reis Acın Yüregimizde İlk Gün Gibi (ABDULLAH ÇATLI)
SUÇU:
TÜRK DÜNYASI İÇİN MÜCADELE ETMEK
KAHRAMAN OLMAK VE DİĞER KAHRAMANLARA DESTEKÇİ OLMAK
ASALA’YA KARŞI OPERASYONLAR DÜZENLEMEK
PKK İLE SAVAŞMAK
BUNLARDAN RANT SAĞLAMAMAK
MİLLİ DAVADA ŞAHSİ KAZANIM GÜDENLERİ HAİN GÖRMEK
TÜRK DÜNYASI İÇİN MÜCADELE ETMEK
KAHRAMAN OLMAK VE DİĞER KAHRAMANLARA DESTEKÇİ OLMAK
ASALA’YA KARŞI OPERASYONLAR DÜZENLEMEK
PKK İLE SAVAŞMAK
BUNLARDAN RANT SAĞLAMAMAK
MİLLİ DAVADA ŞAHSİ KAZANIM GÜDENLERİ HAİN GÖRMEK
1956 yılında Nevşehir’de doğdu. 1977'de Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı, 25 Mayıs 1978'te de Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcılığı'na seçildi. 11 Temmuz 1978'de Ankara'da Hacettepe Üniversitesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bedrettin Cömert'in öldürülmesi olayının faili olarak Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi'nce hakkında gıyabi tevkif kararı verildi.23 Ağustos 1978'de Sakarya ilinde 06 PD 137 plakalı otonun içinde Nevzat Bor ile birlikte yakalandı ve gözaltına alındı.
Abdullah Çatlı'nın, 9 Ekim 1978'de de Ankara ili Bahçelievler semtindeki 7 TİP'linin katledilmesi olayının planlayıcısı ve baş sorumlusu olduğuna ilişkin tutuklama kararı olayın üzerinden 4 yıl, 4 ay geçmesinden sonra gerçekleştirilebildi.1979 yılında İstanbul'a yerleşen ve Hasan Kurtoğlu kimliğini kullanan Çatlı, burada silah kaçakçıları ile yakın ilişkiler kurdu. Çatlı, İstanbul'da kaldığı dönemde Ağca'nın hapisten kaçma eylemini Oral Çelik ile birlikte organize etti. Abdullah Çatlı'nın, Mehmet Ali Ağca ve arkadaşlarına pasaport temin etti. Mehmet Ali Ağca, hapisten kaçtıktan sonra Çatlı'nın evinde kaldı.
Çatlı, Nevşehir Emniyetinden sağladığı pasaport ile 12 Eylül'ü izleyen aylarda yurt dışına çıktı. Bulgaristan ve Viyana'da bir süre kaldı. 13 Mayıs 1981'de Ağca tarafından gerçekleştirilen Papa Suikastı tertipçilerinden olduğu ileri sürüldü. 22 Şubat 1982'de İsviçre'de Mehmet Saral adına düzenlenmiş pasaport ile yakalandı, ancak serbest bırakıldı. 9 Eylül 1982'de İtalyan kökenli kontra lideri Stafane Deele Chiaie ile birlikte Amerika'da yapılan Dünya Anti Komünistler Birliği toplantısına katıldığı iddia edildi. 22 Ekim 1983'de Paris'te MİT ile ilişkiye geçtiği ve ASALA'ya karşı 5 eylemde kullanıldığı MİT resmi belgelerine yer aldı. 22 Ekim 1984'de Paris'te yakalandığında üzerinde Hasan Kurtoğlu adına düzenlenmiş bir pasaport vardı. Çatlı, Fransa'da 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 16 Eylül 1985'de Papa Suikasti davasında tanık olarak konuştu. Oral Çelik'in suikast ile ilgisi olmadığını, Ağca'nın Bulgar ajanı olabileceğini iddia etti. Çatlı, kısa bir süre sonra Fransa tarafından 7 yıl ceza aldığı İsviçre'ye iade edildi. 21 Mart 1990'da Zug cezaevinden kaçtı.
1993'de Türkiye'ye gelen ve taşıdığı Şahin Ekli adına düzenlenmiş pasaport ile gözaltına alınan Çatlı, aynı tarihte serbest bırakıldı. Yeşilköy havaalanında alınan parmak izleri yıllar sonra Ömer Lütfü Topal'ı öldüren otomatik silahlardan birinin şarjöründe de bulunacaktı. Çatlı'nın 26 Nisan 1996'da Ömer Lütfü Topal ile aynı uçakta Kıbrıs'a gittiği ve aynı otelde kaldıktan sonra 1 Mayıs 1996'da geri döndüğü de kayıtlardan ortaya çıktı.
Türkiye'de Mehmet Özbay sahte kimliğini kullanan Çatlı'nın İstanbul'da 6 şirkete ortak olmuş ve ticaret hayatına da atılmıştı. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde PKK'nın finansörü olarak görülen işadamlarına yönelik operasyonlarda yer aldığı; 15 Mart 1995'de Azarbeycan'da düzenlenen darbenin organizasyonunda yer aldığı; Tarık Ümit'in kaçırılıp öldürülmesi olayını düzenlediği; ilişki içinde olduğu Özel Harekatçı Polisler ile birlikte Ömer Lütfü Topal cinayetini gerçekleştirdikleri; Mehmet Ali Yaprak'ı fidye almak için kaçırdığı; devletin çeşitli resmi belgelerinde iddia edilmektedir.
Çatlı, 3 Kasım 1996'da Balıkesir'in Susurluk ilçesi yakınlarında geçirdiği trafik kazasında öldü.
Üzerinde Mehmet Özbay adına düzenlenmiş kimlikler, yeşil pasaport ve silah bulunuyordu. 5 Kasım 1996'da Nevşehir'de yapılan cenaze törenine, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Drej Ali olarak tanınan Ali Yasak ve bazı Ülkücü Gruplar ile yaklaşık olarak 4500 kişilik bir topluluk katıldı. Türk bayrağına sarılı tabutu Necdet Ersan Mezarlığına defnedildi.
Babam Çatlı Kitabı Üzerine Gökçen Çatlı ile söyleşi...
Soru: Kitap çıktıktan sonra ki duygularınızı alabilir miyiz?
Kitabı inanarak yazdım. Yayınevi müdürü Osman Bey, kitabın kapaklanmış halinin bittiğin müjdesini verdiğinde, kendimden hiç ummadığım bir tepki geldi. Bu benim özelim ama göz yaşlarıma hakim olamadım. Uzun ve zorlu sayılabilecek dört yılın maratonu, yani inanarak kaleme aldığım babam Abdullah Çatlı’nın hayatını belirleyen kıstaslar, bilmeyenlerin de bilgisine sunulacaktı. Bu çok şey demekti. Sabır ve sukunet içerisinde bekledeğim zaferin ilk anahtarıydı. Bu nedenle o süreçten bugüne yaşamış olduğum son derece faziletli. Bunları da yoğun olarak yaşadığımdan olsa gerek, kendimim ifade etme zorluğu hissediyorum. Ama özetle kendime yakın gördüğüm büyüklerimin, tarihi bir misyonu başarıyla bitirdiğiimi söylemelerinden onur duyuyorum.
Genç Yaşta Şöhret Olmak Nasıl Bir Duygu?
Şöhret kelimesi benim konumumdaki birine antipatik hatta çok düzeysiz geliyor. Bizler mütevazi insanlarız. Samimiyetle yapılan hiçbir icraatın karşılığı beklenemez, bekleyenlerinde samimiyetinden şüphelenmeli. Vefat etmiş biri tarafından gelecek olan şöhreti kapımdan içeri sokmam. Ama derseniz ki, özellikle kitabın başarısıyla birlikte daha göz önüne çıktınız, bu da sizi tanımamıza sebeb oldu bu daha uygun olur. Kitapla birlikte mücadeleme inananlar adeta kitle hareketi oluşturdu. Şu an ciddi ve özellikle objektif olarak bir anket yapılsa Abdullah Çatlı gönüldaşlarının ne denli çoğaldığı dikkat çekecektir. Bunun altını önemle çizerim.
Keşke yazsaydım veya yazmasaydım dedikleriniz oldu mu?
Kitapla ilgili pişman olduğum bir şey yok. Kaleme aldığım her satırın arkasındayım. Yazamadıklarım değil yazmadıklarım benim seçimim olduğundan bunda gönlüm rahat. Kitabın içeriği sıcak bir rüzgar estirdi. Tabii estirirken kimilerini savrulmakla rahatsız etti, kimilerinin yüreğini ferahlattı. Bakın gerçek tektir. Yorumun ise yüz anlatım şekli vardır. Ben burada demagoji yapıp yorumlarımda sakız gibi sündürme işlemi yapmadım. Bildiğim gerçeklere yer yer hacim katarak, madalyonun ötekini yüzünü değilde, esas yüzünü çevirdiğimden samimiyetimde olası bir pişmanlığa meydan tanımadım. Her şey planladığım gibi üzere seyir aldı.
Kitapla Birlikte Harekete Geçen Taşlar Oldu mu?
Oldu. Dediğim gibi sivil harekette ciddi dalgalanma mevcut. Öteki taraf adına ketum davranmak isabetli karar ama şu bir gerçek ki, Abdullah Çatlı olgusunun tüm çıplaklığıyla açıklanmasındna rahatsız olanlar, 24 yasşındaki bir kızın ciddiyetle gerçeklere ışık tuttacağını ve bunun bu denli benimseneceğini tahmin edememiş olmalarından sanırım onları hayalkırıklığına uğrattım. Neticede rahatsız olanın da olmayanın da birleştiği bir nokta var: Abdullah Çatlı’ya saygı duyuyorlar. Zaten babamın benimsemiş olduğu yaşam biçimi bunu otomatikman beraberinde getiriyor.
Olumlu ve olumsuz aldığınız eleştiriler hangi yöndeydi?
Bir kere burada çok net bir tablo çıktı ortaya: kitap bekleniyordu. Bundan ibaret, açıkcası olumlu destek ve eleştiriden ziyade köstek grubunun atağının olacağını düşünüyordum. Ama öyle olmadı. Dört yıldır babamı Susurluk çetesine dizisine dahil eden bazı medya kuruluşları bile bana sonsuz cevap ve ifade etme olanağı tanıdılar. Hatta kitabın içeriğinden etkilendiklerini söyleyen gazeteciler bile oldu. Bu da ülkemizin haber isthbaratını sağlayan medyaya karşı azalmış güvenimi bir nebze azalttı. En fazla altı okurdan olumsuz eleştiri aldım. Bunları da doğal karşıladım. Neydi bunlar: yazım yanlışlıkları, bazı konularıbıçak sırtı gibi kesip atmam, objektifliğimden şüpheye düşenler. Yazım yanlışlıklarının olma sebebi kitabın matbaaya en hızlı şekilde verilmek zorunda olmasından kaynaklandı. Anlıyacağınız bizim de o dönemde tereddütlerimiz vardı. Kitap öyle ya da böyle derhal piyasaya sürülmeliydi. Dolayısıyla son okumayı yapamadım. Ama yazım yanlışlıklarını son baskılarda düzelttik. Taraf tuttuğumu söyleyenlere yanıt olarak şunu verebilirim: benim kadar en aza indirgenmiş şekilde taraf tutmuş kim var? Tabii burada diğer yazarlardan farklı olan konumumu unutmamak ve şunun da altını çizmek gerekir. Benim kitabımı kimse yönlendirmediği ve bilgiler direk benden çıktığı için yazdıklarım ondan bundan alma potpori bilgiler değil. Dolayısıyla benim gerçeğimi yazarken taraf tutmam hayal ürünü bir hayatı yazmam anlamına gelirdi. Bu da her satırda kendini belli ederdi.
Bir diğer olumsuz eleştiri ya da aeksik olarak bulunan, konuları bıçak sırtı gibi kesip atmam aslında kitabın ilerleyen safhalarının satır aralarında inceden inceye eksik kalanlara dokunma yöntemini izledim. Şayet daha dikkatli okuncak olunursa çizdiğim tablonun rötuşlarını göreceklerdir.
Olumlu eleştirileri kısaca özetleyecek olursak olursam: bu çalışmayı bekleyenler yüreklerine su serpildiğini, gizlenen önemli olaylara vafik olduklarını, Çatlı’ya hayranlıklarının arttığını, yeni doğan bebeklere babamın adını verdiklerini, kitabı çok akıcı bulduklarını ve ciddi bir yazı örgümün olduğunu... ve bunlar gibi daha neler neler. İnandığım değerlere sıkı sıkıya asılmama yeni vesile olan bu düşüncelerin sahiplerine ne desem az gelecek. Aslında burada eklencek bir şey daha var. Kapalı kapılar ardında, bu kitabı benim yazmadığım söylenmiş! Lütfen ciddi olsunlar. En azından medyaya canlı olarak verdiğim roportajlardan hareket ederek bu söylemlerindeki haksızlığı düzeltsinler. Olur mu böyle şey.
Kitabın best seller olmasını bekliyormuydunuz?
Benim için daha önemlisi her türlü kitleye yayılması ve elatı kitabı edilmesiydi. Okurlar bana bu açıdan sahip çıktılar. Bunun değeri benim için hiç bir şeyle ölçülmez. Bütün bu kargaşa arasında bu manaviyatı bana yaşatanlara ve mucadeleye ortak olanlara boynumun borcunu nasıl öderim hiç bilmem. İnşaallah Allah (c.c.) nasip eder ve atılımlarım devam ederse, belki bir nebze de olsa bu desteğin karşılığını verebilirim.
Gelecekle ilgili projelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Şu an 24 yaşındayım ve son sınıf öğrencisi olarak bir devlet ünv. Yabancı dil üzrine eğitim alıyorum. Eğer bir aksilik çıkmaz ise gelecek yıla uluslararası ya da siyasal okumak istiyorum. Üçüncü bir yabancı dili kafaya takmış bulunuyorum. Boş durmayı sevmediğimden hep arayış içerisindeyimdir. Aslında bu beni yoruyor. Bunun haricinde iş açacak kadar özel bir konu üzerine deneyimim yok.
Kitabın devamı bekleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Gerçekler ne yazmakla ne de söylenmekle tükenir. Şayet söyliyeceklerim bitmediyse, bu vaziyet bir netice gösteriyor. Ancak bunu şimdilik askıya almış durumdayım.
Sizin Ekleyecekleriniz var mı?
Gökçen Çatlı:Su an ülkemiz ağır bakımda. Yorum, avuntu, teselli, sorun sunmalardan ziyade neticeye ihtiyacımız var. Ülkemiz şifa bekleyen hasta miasli ağır bakımda. Sözüm Ankara’ya; bize aspirin tedavisi vermekten vazgeçsinler. Başımız ağrımıyor, ağır bakımdayız.
Abdullah Çatlı'nın, 9 Ekim 1978'de de Ankara ili Bahçelievler semtindeki 7 TİP'linin katledilmesi olayının planlayıcısı ve baş sorumlusu olduğuna ilişkin tutuklama kararı olayın üzerinden 4 yıl, 4 ay geçmesinden sonra gerçekleştirilebildi.1979 yılında İstanbul'a yerleşen ve Hasan Kurtoğlu kimliğini kullanan Çatlı, burada silah kaçakçıları ile yakın ilişkiler kurdu. Çatlı, İstanbul'da kaldığı dönemde Ağca'nın hapisten kaçma eylemini Oral Çelik ile birlikte organize etti. Abdullah Çatlı'nın, Mehmet Ali Ağca ve arkadaşlarına pasaport temin etti. Mehmet Ali Ağca, hapisten kaçtıktan sonra Çatlı'nın evinde kaldı.
Çatlı, Nevşehir Emniyetinden sağladığı pasaport ile 12 Eylül'ü izleyen aylarda yurt dışına çıktı. Bulgaristan ve Viyana'da bir süre kaldı. 13 Mayıs 1981'de Ağca tarafından gerçekleştirilen Papa Suikastı tertipçilerinden olduğu ileri sürüldü. 22 Şubat 1982'de İsviçre'de Mehmet Saral adına düzenlenmiş pasaport ile yakalandı, ancak serbest bırakıldı. 9 Eylül 1982'de İtalyan kökenli kontra lideri Stafane Deele Chiaie ile birlikte Amerika'da yapılan Dünya Anti Komünistler Birliği toplantısına katıldığı iddia edildi. 22 Ekim 1983'de Paris'te MİT ile ilişkiye geçtiği ve ASALA'ya karşı 5 eylemde kullanıldığı MİT resmi belgelerine yer aldı. 22 Ekim 1984'de Paris'te yakalandığında üzerinde Hasan Kurtoğlu adına düzenlenmiş bir pasaport vardı. Çatlı, Fransa'da 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 16 Eylül 1985'de Papa Suikasti davasında tanık olarak konuştu. Oral Çelik'in suikast ile ilgisi olmadığını, Ağca'nın Bulgar ajanı olabileceğini iddia etti. Çatlı, kısa bir süre sonra Fransa tarafından 7 yıl ceza aldığı İsviçre'ye iade edildi. 21 Mart 1990'da Zug cezaevinden kaçtı.
1993'de Türkiye'ye gelen ve taşıdığı Şahin Ekli adına düzenlenmiş pasaport ile gözaltına alınan Çatlı, aynı tarihte serbest bırakıldı. Yeşilköy havaalanında alınan parmak izleri yıllar sonra Ömer Lütfü Topal'ı öldüren otomatik silahlardan birinin şarjöründe de bulunacaktı. Çatlı'nın 26 Nisan 1996'da Ömer Lütfü Topal ile aynı uçakta Kıbrıs'a gittiği ve aynı otelde kaldıktan sonra 1 Mayıs 1996'da geri döndüğü de kayıtlardan ortaya çıktı.
Türkiye'de Mehmet Özbay sahte kimliğini kullanan Çatlı'nın İstanbul'da 6 şirkete ortak olmuş ve ticaret hayatına da atılmıştı. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde PKK'nın finansörü olarak görülen işadamlarına yönelik operasyonlarda yer aldığı; 15 Mart 1995'de Azarbeycan'da düzenlenen darbenin organizasyonunda yer aldığı; Tarık Ümit'in kaçırılıp öldürülmesi olayını düzenlediği; ilişki içinde olduğu Özel Harekatçı Polisler ile birlikte Ömer Lütfü Topal cinayetini gerçekleştirdikleri; Mehmet Ali Yaprak'ı fidye almak için kaçırdığı; devletin çeşitli resmi belgelerinde iddia edilmektedir.
Çatlı, 3 Kasım 1996'da Balıkesir'in Susurluk ilçesi yakınlarında geçirdiği trafik kazasında öldü.
Üzerinde Mehmet Özbay adına düzenlenmiş kimlikler, yeşil pasaport ve silah bulunuyordu. 5 Kasım 1996'da Nevşehir'de yapılan cenaze törenine, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Drej Ali olarak tanınan Ali Yasak ve bazı Ülkücü Gruplar ile yaklaşık olarak 4500 kişilik bir topluluk katıldı. Türk bayrağına sarılı tabutu Necdet Ersan Mezarlığına defnedildi.
Babam Çatlı Kitabı Üzerine Gökçen Çatlı ile söyleşi...
Soru: Kitap çıktıktan sonra ki duygularınızı alabilir miyiz?
Kitabı inanarak yazdım. Yayınevi müdürü Osman Bey, kitabın kapaklanmış halinin bittiğin müjdesini verdiğinde, kendimden hiç ummadığım bir tepki geldi. Bu benim özelim ama göz yaşlarıma hakim olamadım. Uzun ve zorlu sayılabilecek dört yılın maratonu, yani inanarak kaleme aldığım babam Abdullah Çatlı’nın hayatını belirleyen kıstaslar, bilmeyenlerin de bilgisine sunulacaktı. Bu çok şey demekti. Sabır ve sukunet içerisinde bekledeğim zaferin ilk anahtarıydı. Bu nedenle o süreçten bugüne yaşamış olduğum son derece faziletli. Bunları da yoğun olarak yaşadığımdan olsa gerek, kendimim ifade etme zorluğu hissediyorum. Ama özetle kendime yakın gördüğüm büyüklerimin, tarihi bir misyonu başarıyla bitirdiğiimi söylemelerinden onur duyuyorum.
Genç Yaşta Şöhret Olmak Nasıl Bir Duygu?
Şöhret kelimesi benim konumumdaki birine antipatik hatta çok düzeysiz geliyor. Bizler mütevazi insanlarız. Samimiyetle yapılan hiçbir icraatın karşılığı beklenemez, bekleyenlerinde samimiyetinden şüphelenmeli. Vefat etmiş biri tarafından gelecek olan şöhreti kapımdan içeri sokmam. Ama derseniz ki, özellikle kitabın başarısıyla birlikte daha göz önüne çıktınız, bu da sizi tanımamıza sebeb oldu bu daha uygun olur. Kitapla birlikte mücadeleme inananlar adeta kitle hareketi oluşturdu. Şu an ciddi ve özellikle objektif olarak bir anket yapılsa Abdullah Çatlı gönüldaşlarının ne denli çoğaldığı dikkat çekecektir. Bunun altını önemle çizerim.
Keşke yazsaydım veya yazmasaydım dedikleriniz oldu mu?
Kitapla ilgili pişman olduğum bir şey yok. Kaleme aldığım her satırın arkasındayım. Yazamadıklarım değil yazmadıklarım benim seçimim olduğundan bunda gönlüm rahat. Kitabın içeriği sıcak bir rüzgar estirdi. Tabii estirirken kimilerini savrulmakla rahatsız etti, kimilerinin yüreğini ferahlattı. Bakın gerçek tektir. Yorumun ise yüz anlatım şekli vardır. Ben burada demagoji yapıp yorumlarımda sakız gibi sündürme işlemi yapmadım. Bildiğim gerçeklere yer yer hacim katarak, madalyonun ötekini yüzünü değilde, esas yüzünü çevirdiğimden samimiyetimde olası bir pişmanlığa meydan tanımadım. Her şey planladığım gibi üzere seyir aldı.
Kitapla Birlikte Harekete Geçen Taşlar Oldu mu?
Oldu. Dediğim gibi sivil harekette ciddi dalgalanma mevcut. Öteki taraf adına ketum davranmak isabetli karar ama şu bir gerçek ki, Abdullah Çatlı olgusunun tüm çıplaklığıyla açıklanmasındna rahatsız olanlar, 24 yasşındaki bir kızın ciddiyetle gerçeklere ışık tuttacağını ve bunun bu denli benimseneceğini tahmin edememiş olmalarından sanırım onları hayalkırıklığına uğrattım. Neticede rahatsız olanın da olmayanın da birleştiği bir nokta var: Abdullah Çatlı’ya saygı duyuyorlar. Zaten babamın benimsemiş olduğu yaşam biçimi bunu otomatikman beraberinde getiriyor.
Olumlu ve olumsuz aldığınız eleştiriler hangi yöndeydi?
Bir kere burada çok net bir tablo çıktı ortaya: kitap bekleniyordu. Bundan ibaret, açıkcası olumlu destek ve eleştiriden ziyade köstek grubunun atağının olacağını düşünüyordum. Ama öyle olmadı. Dört yıldır babamı Susurluk çetesine dizisine dahil eden bazı medya kuruluşları bile bana sonsuz cevap ve ifade etme olanağı tanıdılar. Hatta kitabın içeriğinden etkilendiklerini söyleyen gazeteciler bile oldu. Bu da ülkemizin haber isthbaratını sağlayan medyaya karşı azalmış güvenimi bir nebze azalttı. En fazla altı okurdan olumsuz eleştiri aldım. Bunları da doğal karşıladım. Neydi bunlar: yazım yanlışlıkları, bazı konularıbıçak sırtı gibi kesip atmam, objektifliğimden şüpheye düşenler. Yazım yanlışlıklarının olma sebebi kitabın matbaaya en hızlı şekilde verilmek zorunda olmasından kaynaklandı. Anlıyacağınız bizim de o dönemde tereddütlerimiz vardı. Kitap öyle ya da böyle derhal piyasaya sürülmeliydi. Dolayısıyla son okumayı yapamadım. Ama yazım yanlışlıklarını son baskılarda düzelttik. Taraf tuttuğumu söyleyenlere yanıt olarak şunu verebilirim: benim kadar en aza indirgenmiş şekilde taraf tutmuş kim var? Tabii burada diğer yazarlardan farklı olan konumumu unutmamak ve şunun da altını çizmek gerekir. Benim kitabımı kimse yönlendirmediği ve bilgiler direk benden çıktığı için yazdıklarım ondan bundan alma potpori bilgiler değil. Dolayısıyla benim gerçeğimi yazarken taraf tutmam hayal ürünü bir hayatı yazmam anlamına gelirdi. Bu da her satırda kendini belli ederdi.
Bir diğer olumsuz eleştiri ya da aeksik olarak bulunan, konuları bıçak sırtı gibi kesip atmam aslında kitabın ilerleyen safhalarının satır aralarında inceden inceye eksik kalanlara dokunma yöntemini izledim. Şayet daha dikkatli okuncak olunursa çizdiğim tablonun rötuşlarını göreceklerdir.
Olumlu eleştirileri kısaca özetleyecek olursak olursam: bu çalışmayı bekleyenler yüreklerine su serpildiğini, gizlenen önemli olaylara vafik olduklarını, Çatlı’ya hayranlıklarının arttığını, yeni doğan bebeklere babamın adını verdiklerini, kitabı çok akıcı bulduklarını ve ciddi bir yazı örgümün olduğunu... ve bunlar gibi daha neler neler. İnandığım değerlere sıkı sıkıya asılmama yeni vesile olan bu düşüncelerin sahiplerine ne desem az gelecek. Aslında burada eklencek bir şey daha var. Kapalı kapılar ardında, bu kitabı benim yazmadığım söylenmiş! Lütfen ciddi olsunlar. En azından medyaya canlı olarak verdiğim roportajlardan hareket ederek bu söylemlerindeki haksızlığı düzeltsinler. Olur mu böyle şey.
Kitabın best seller olmasını bekliyormuydunuz?
Benim için daha önemlisi her türlü kitleye yayılması ve elatı kitabı edilmesiydi. Okurlar bana bu açıdan sahip çıktılar. Bunun değeri benim için hiç bir şeyle ölçülmez. Bütün bu kargaşa arasında bu manaviyatı bana yaşatanlara ve mucadeleye ortak olanlara boynumun borcunu nasıl öderim hiç bilmem. İnşaallah Allah (c.c.) nasip eder ve atılımlarım devam ederse, belki bir nebze de olsa bu desteğin karşılığını verebilirim.
Gelecekle ilgili projelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Şu an 24 yaşındayım ve son sınıf öğrencisi olarak bir devlet ünv. Yabancı dil üzrine eğitim alıyorum. Eğer bir aksilik çıkmaz ise gelecek yıla uluslararası ya da siyasal okumak istiyorum. Üçüncü bir yabancı dili kafaya takmış bulunuyorum. Boş durmayı sevmediğimden hep arayış içerisindeyimdir. Aslında bu beni yoruyor. Bunun haricinde iş açacak kadar özel bir konu üzerine deneyimim yok.
Kitabın devamı bekleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Gerçekler ne yazmakla ne de söylenmekle tükenir. Şayet söyliyeceklerim bitmediyse, bu vaziyet bir netice gösteriyor. Ancak bunu şimdilik askıya almış durumdayım.
Sizin Ekleyecekleriniz var mı?
Gökçen Çatlı:Su an ülkemiz ağır bakımda. Yorum, avuntu, teselli, sorun sunmalardan ziyade neticeye ihtiyacımız var. Ülkemiz şifa bekleyen hasta miasli ağır bakımda. Sözüm Ankara’ya; bize aspirin tedavisi vermekten vazgeçsinler. Başımız ağrımıyor, ağır bakımdayız.
Etiketler:
Abdullah ÇaTLı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Ülküdaşlarımızın Web Siteleri
Bizi Destekleyenler
KoNuLaR
- Abdullah ÇaTLı (8)
- Başbuğ (6)
- BoYKoTLaRıMıZ (1)
- Dokuz Işık (9)
- Gökçen Çatlı (8)
- Ozan Arif (5)
- Ülkücü Şehitlerimiz (12)
- Ülkücü YaZıLaRı (14)
- ÜsTaTLaRıMız (22)
- VideoLar (7)

