Adı MİT raporunda ülkücü diye geçiyor. Korkut Eken’in kontrgerilla faaliyetlerinde kullandığı bir kişi olarak kendisinden söz ediliyor. Basında, Çatlı’nın yerini aldığı söyleniyor.
Sedat PEKER yanında bir dizi insan ile geziyor. PEKER ayağa kalkınca herkes ayakta, O, leb demeden yanındakiler leblebi demek istediğini anlıyor.
PEKER çok genç, 28 yaşında. Kendisine “Baba” veya “Mafya” denilmesinden hiç hoşlanmıyor. Çünkü, mafya kültürünün, öz kültürüne uzak düştüğünü düşünüyor.
Herkesten farklı. Hayat felsefesi çok değişik. Hem devlete saygılı hem devletinin kurallarına uymuyor.Suçlu bulduğunu takip etmekten hatta infaz etmekten çekinmiyor. Devlete saygılı olduğunu sürekli vurgularken, “kanuna aykırı bir şey yaparsam gidip teslim oluyorum ve cezamı çekiyorum” diyor. Ahlaksızlığa tahammülü yok. Hapishanede yatarken, orada arkadaşlık kurduğu birinin, karısını fuhuşa teşvik ettiğini anlayınca, çekip onu vuruyor.Hapisten çıkmasına bir gün kala bu eylemi gerçekleştiriyor. Ve bu yüzden bir yıl daha hapiste kalıyor.Sebebini soruyoruz, “Ahlaki değerleri muhafaza için fedakarlık yaptım” cevabını veriyor.
Hapishaneye ilk defa 17 yaşındayken giriyor. Sonra farklı senelerde 7-8 kere cezaevine girip çıkmışlığı var.
Ve bu değişik dünyanın farklı kişisiyle söyleşimize başlıyoruz.
ZIRHA İHTİYACIM YOK
-Basında adınız Ülkücü diye geçiyor. Ama yaşınız çok genç. 1980 öncesini bilmeniz imkânsız.
-Ülkücü hareketle, basında söylendiğinin aksine, 1980 öncesi veya sonrası hiçbir bağım olmadı. Şahsımın yapmış olduğu veya yapacağı bütün davranışların, üyesi olmadığım bir harekete mal edilmesini uygun bulmuyorum. Ülkücü babalık ve kabadayılık başkaları için bir zırh. Benim böyle bir zırha ihtiyacım yok.
-Size, Baba mı diyebiliriz, yoksa kabadayı mı?
-Babalık kavramı İtalya mafya kültüründen Türk toplumuna geçti. Bu insanlar, para için, hiçbir kutsal kavram gözetmeksizin eylem yapan maneviyatsız insanlardır. Halbuki kabadayılık kavramı Osmanlı'dan miras aldığımız, başkalarının hakkı için fedakârlık gösterebilen nitelikteki bir insan tiplemesidir. Manevi ve kutsal değerlere önem veren insan tipidir. Bu kelimeyi kendime yakın buluyorum.
-Başkaları için ne gibi fedakârlık yapıyorsunuz?
-Aile kültürümüz, bir arkadaşımız veya bir yakınımız sıkıntılı olduğunda gerekirse maddi, gerekirse manevi olarak her türlü fedakârlığı yapmayı emreder. Lise çağında arkadaşlarımı uyuşturucuya alıştıran insanları vurup yaraladım; hayatımı, sabıkalı olarak kendi ellerimle ipotek altına aldım. Bundan sonraki tüm yaşantımda, ihtiyacı olan insanlara vakıf ve dernek aracılığı ile yardım ettim, uyuşturucu ile mücadelemiz de devam etti. İnsanın yaptığı şeyleri söylemesi pek hoş değil. Soru karşısında cevap vermek durumundayım. Yapmış olduğum olayların tümünden yargılandım. Hepsi dost ve yakınlarım içindir.
-Nasıl devam etti uyuşturucu ile mücadeleniz?
-Konuyla mücadele eden çeşitli vakıflara, derneklere yardım yaptım. Bazen, bir çocuğun hayatını kurtarmak için bence biraz şiddete başvurmak gerekebilir.
-Devletin kolluk güçleri varken, neden bu işe siz karışıyorsunuz?
-Ailemizden almış olduğumuz kültür gereğince, devleti hep kutsal gördük. Devletimizin kolluk güçlerinin çalışmaları başarılı ve önemli. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti ama, eğer bazıları, insanlara uyuşturucu satıp cezasını göze alıyorsa, biz de bu insanlara uyguladığımız şiddetin cezasını göze alıp, gerekirse cezaevinde yatıp, fedakârlık yapabiliriz.
-MİT raporunda kontrgerillanın bir ferdi gibi geçiyorsunuz. Halûk Kırcı, Drej Ali ve siz... Faili meçhullerle ilginiz var mı? Zaten olsa da söyleyecek değilsiniz, herhalde...
-Hukuk devletine saygılı olduğumuzu, inandığımızı söyledim. Faili meçhullerle ilgim yok. Biz bir şey yaparsak, yaptığımızı söyleriz.
AJANLAR CİRİT ATIYOR
-Kimse kabul etmiyor bu faili meçhulleri. Peki kim yaptı size göre?
-Diğer ülkelerin istihbarat ajanları sanki staj yapar gibi, ülkemizde geziyor. Bu insanların teknik takibleri bizim istihbarat birimlerimiz tarafından nasıl yapılıyor? Afrika'da bile, başka ülkelerin ajanları yakalanırken, Türkiye'de, hiç, karşı faaliyette bulunan ajan yakalanmıyor. Komşularımız tarafından sevilmediğimiz malûm. Bu ülkelerin istihbarat çalışmaları olduğu kanaatindeyim. Bu olaylara ağırlık verilirse neticeye gidileceğine inanıyorum.
-Ama faili meçhuller, daha ziyade Kürt işadamları, PKK'ya yardım edenler arasından seçiliyordu. Bizim düşmanlarımız niçin bunları öldürsün ki?
-Bu insanlar, yolladıkları uyuşturucuyu ABD, Almanya ve İngiltere'ye veya başka ülkelere gönderiyordu. Bu ülkelere giren tonlarca eroin, yüzlerce, onbinlerce gencin ölümüyle sonuçlanıyordu. Durum itibariyle siz ne kadar inanmasanız da, onbinlerce genci feda edeceklerine, yabancı istihbarat örgütleri, 5-10 kişiyi öldürmüş olabilir.
-Topal’ın cinayetiyle ilgili bilginiz var mı?
-Fındıkzadeli Ömer diye tanınan kişiyle tanışmışlığım yok ama şahsın öldürülmediğini anlayabilmek için çok zeki olmaya gerek yok. Normal zeka yeterli. Bu insan, manavda meyve satan, bakkalda ekmek satan biri değildi. 8 senelik kısa bir mazide, başka ülkelerin devlet başkanlarıyla görüşebilecek konuma gelmiş, geçmişi parlak olmayan bir şahsiyetti. 8 sene içersinde bu insanı buraya getiren gizili güçler, sanıyorum ki gene yurtdışıyla alakalı olan güçler, en sonunda bu insanı tarih sahnesinden silmişlerdir. Bizim halkımızda yaygın bir söylem vardır. O da şu; şeytan bile canı sıkılınca veya güçlenince kendi çocuğunu yok edermiş.
-Kim güçlendirdi de sonra sildi?
-Çevreden duymuş olduğum kadarıyla, doğruluk payın yüksek olduğuna inandığım, İsrail gizli servisi Mossad adına çalışan Yahudi ortakları Ömer Lütfü Topal’la tanıştıktan sonra, bu insanı bu konuma getirmiştir. Benim, bu insanlar tarafından yok edilmiştir diye kesin bir iddiam yok. Kendisi, bir çok kişinin ölüm kararını veren bir kişidir. Tarihte ki son, hep böyle olur.
-Yahudi ortak diyorsunuz. Benim bilfiğim onun ortağı Sami Hoştan.
-Hoştan, Sheraton’la ortak. Yahudi ortaklar ise onu bu hale getiren kişilerdir.
-Ama silahta Çatlı’nın parmak izi çıktı. Çatlı MOSSAD ile irtibattamıydı?
-Ben Çatlı’nın avukatı değilim. Yanlız gıyaben kendisini sevmiyorum desem yalan söylemiş olurum. Bir samimi diyaloğumuz olmadı. Parmak izinin muamma olduğunu düşünüyorum.
-Topal cinayeti İbrahim Şahin ile ilişkilendirildi.
-Sayın İbrahim Şahin’i birkaç kez bazı toplantılarda gördüm. Samimiyetimiz yok. Ama sadece basında yazan ve halk tarafından destek bulmayan spekülasyon haberler yüzünden cezaevinde yatan bir kişi olarak görüyorum. PKK son günlerde silahlı eylem yapmıyor. Çünkü yapmasına gerek yok. Onların öldürmek istediklerini biz canlı olarak tabuta koyuyoruz.
-Devlet sizi herhangi bir işte kullandı mı?
-Devlet denen kutsal kavramın, insan kullanmasını düşünmek bile bence çok saçma. Bu devletin içerisinde görev yapan bir çok insan var. Devletin bizi kullanmaya ihtiyacı yok. Şunu özellikle belirtmek isterim, devlet kutsal kavramdır, insan kullanmaz. Suça iştirak etmez.
ELİMİ SIKARMIYDINIZ?
-Basında Korkut Eken'in sivil bağlantısı olarak geçiyorsunuz.
-Sayın Korkut Eken, aile büyüklerimin dostudur. Ben de kendisini tanırım. MİT raporu olarak geçen, bence MİT tarafından yayınlanmayan, basın tarafından yoktan var edilen raporda deniliyor ki: 'Sedat PEKER, 1983'te Almanya'da Ülkücü faaliyetlerde bulundu' 1983'te 13 yaşındaydım. Eğer bu raporu gerçekten devlet görevlileri yazdıysa, onlara verilen maaşları geri almak lâzım. Sadece 1996 senesinde, eşimin ailesi dolayısıyla Almanya'ya gittim. Almanya'ya başka bir ziyaretim söz konusu değildir.
-Bir CHP milletvekili, kontrgerilla olarak sizin isminizi telâffuz etti. Çatlı öldü, ama geride Kırcı, Peker, Ali Yasak (Drej Ali) var dedi.
-Zannediyorum, bu kelimelerin sahibi Hasan Fehmi Güneş'tir. Ben kendisinin İçişleri Bakanlığı dönemini hatırlıyorum. Ama, bahsedildiği kadarıyla biliyorum. Sizinle telefonla görüşüp, muhabirinizi çağırsam, sonra da silâhla vursam, elimi sıkar mıydınız? Kendisinin emrinde çalışan kolluk güçlerini, Filistinli eylemciler vurdu. O da, teslim olunca, gidip onları öptü. Emrindeki görevlilere ancak bu kadar sahip çıkan, devlet adamlığı felsefesi bu yönde bir insan, kendi ülkesinin bir vatandaşını, yani beni ve diğer şahısları, rencide edeceğini takdir edemez. Devlete hizmet etmiş kişilerin, temeli olmayan dayanaklarla cezaevinde yatmalarına ne denli üzülebilir ki! O yüzden söylediği kelimeler, benim için değer ve anlamı olmayan kelimelerdir.
DEĞERLERİM AĞIR BASTI
-Drej Ali ile Kadıköy’de buluşup Söylemezler’in ölüm kararını aldığınız doğru mu?
-Ali Yasak ile Kadıköy’de buluşmadığımızı, cezaevinde yatan arkadaşlarımıza öyle bir talimat vermediğimizi daha önce kamuoyuna açıkladım. Ama, benim çekindiğimden dolayı bu cevabı verdiğimi düşünen varsa kelleme talip olan herkese, bu kelleyi altın tepsi içinde sunmaya hazırım. İlgililere duyurulur. Tabii o kadar güçlü olduğunu vehmeden, o kadar cesur insan varsa, sözüm onlaradır. Ben doğru konuşurum. Çekinmem demek istiyorum.
-Söylemezler bu açıklamayı neden yaptı? Ne alıp veremediğiniz var?
-Sedat Bucak’ın yakın bir arkadaşıymışım. Ondan dolayı öldüreceğim söylendi.Bucak aşiret reisi. Bize ihtiyacı olduğunu zannetmiyorum. Öyle bir düşüncesi olup olmadığından haberim yok. Varsa da gücü yeterlidir.
-Konuşmamızın başına dönelim. Uyuşturucu satıcılarına duyduğunuz nefret gençlik çağlarınızda arkadaşlarınızın bu kişiler tarafından mağdur edilmesinden kaynaklanıyor. Siz de uyuşturucu kullandınız mı?
-Ben de onlar yüzünden 8-10 ay kadar kullandım. Daha sonra, şanslıydım, manevi değerlerim ağır basması dolayısıyla uyuşturucuyu bıraktım. Ama arkadaşlarım benim kadar şanslı değildi. Çoğu eroine başlayarak öldü. Ben de, benim milletimin törelerinde kutsal kabul edilen askerlik görevimi bu yüzden yapamadım. Daha sonra, şunu sıkça düşündüm. Gene Türk törelerine göre, arkadaşının intikamını almayan kendi şerefini kaybetmiştir düşüncesiyle, bütün uyuşturucu satıcılarını kan davalı ilân ettim. Bu dava, iki taraf bitmeden bitmez. Biz arkadaşlarımızın intikamını kısmen de olsa aldık.
Nazlı ILICAK.
29 Mart 1997
Akşam Gazetesi.
Ülküdaşlar Davetlidir
GeNeL KoNU BaşLıKLaRı
-
▼
2009
(94)
-
▼
Nisan
(94)
- Yüregine Sağlık Sedat Reis
- Ülkücüler İçin 3 Mayıs'ın Önemi
- Zannediyor musun bu bir trafik kazası.. Abdullah Ç...
- SeDat PeKer ile Röportaj Çok Özel
- Devlet adamı ve Lider olabilmek ....
- Doğu Türkistan
- Enver Paşa
- Ozan Arif
- Alparslan Türkeş
- Dündar Ateş
- Ülkücülügün Kızıl Elması
- İlimcilik
- Endüstricilik ve Teknîkçilik
- Toplumculuk
- Gelişmecilik ve Halkçılık
- Ahlâkçılık
- Köycülük
- Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik
- Ülkücülük
- II. Gıyâseddîn Keyhüsrev
- Milliyetçilik
- I . Mesud (Rükneddin)
- Berkyaruk
- I. Alâeddin Keykubad
- Şehinşah
- Melikşah
- I. Kılıç Arslan
- III. Kılıç Arslan
- Rükneddin Süleyman Şah
- Alparslan
- Kutalmışoğlu Süleyman Şah
- Çağrı Bey
- I. Keyhüsrev
- Tuğrul Bey
- Sencer Bey
- II. Kılıç Arslan
- Selçuk Bey
- Muhammed Tapar
- Babam Çatlı (Gökçen Çatlı) E-Kitap indirebilirsiniz
- Dün Ülkücü Vuranlar Bugün Asker Vuruyorlar
- NeRDEsin Mustafa PaşaM
- Başbuğ Milliyetçiligi Anlatıyor
- Osman Öztunç (Muhsinler Ölmez) Reis Sen Rahat uYu
- Osman Öztunç - Bozkurtlar Ülkesinde Çakalların İşi Ne
- Başbuğ'un Terör Açılımı Yıllar Önceki
- Mete Han
- Bilge Kağan
- Ülkücü nedir önyargılı olanlar da okusun lütfen..
- Ağca: Beni bırakın Ladin'i getireyim
- Dağdaki Bitmiş Gibi Birde İçimizdeler
- Ermenistan uğruna Azerbaycan gitmesin
- MHP´li Erdoğan: Başbuğ´un izindeyiz
- MHP kucaklaşmanın adresidir
- Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı...
- Erdoğan, Babacan Durak´ı kutladı
- Hastanelerdeki işçi kıyımında siyasi hesap mı var?
- Başbuğ Alparslan Türkeş ve Hayatı
- Hepimiz Ermeniyiz Dediler Duydunmu MUSTAFA KEMAL P...
- Ogün Samast kimdir..?
- Atatürk bir Bozkurt'tur
- Bu memleket bizim , bu vatan bizim !
- Ben adam sanmıştım, adam değilmiş..!
- EY Türk oğlu... Kendine gel kendine!
- Akmı Karamı akp Parti
- ÇaTLıYı BıraKın Yoksa Emniyeti BombaLaRım
- Şehidimiz Velican Oduncu (26 mart 1988)
- Şehidimiz Süleyman Özmen (21 Mart 1970)
- Şehidimiz Selçuk Duracık (3 Haziran 1983)
- Şehidimiz Nurullah Ceren ( 8-Ağustos-1978)
- Şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu (9 Ekim 1980)
- Şehidimiz Halil Esendağ (5 Haziran 1983)
- Şehidimiz Fikri Arıkan (27 Mart 1982)
- Şehidimiz Ertuğrul Dursun Önkuzu (23 Kasım 1970)
- Şehidimiz Dündar Taşer (13 Haziran 1972)
- Şehidimiz Cevdet Karakaş (4 Haziran 1981)
- Şehidimiz Ahmet Kerse (31 Ocak 1983)
- İlk Şehidimiz RuHi KılıçKıran ( 4 Ocak 1968)
- Ülkücü Militan ! ! !
- Susurluk Gerçeği Abdullah Çatlı Nasil Öldürüldü!!
- Çatlı Ölmeden Herşeyi Anlattı
- "Trafik kazası değil suikast" (Buna Sebeb Olanlara...
- Reis'imizi Anma Töreni
- Gökçen Çatlı Kimdir Hayatı
- ÖRF, ADET, GELENEK, GÖRENEK SÜREÇLERİ (Gökçen Çatlı)
- KÜLTÜR BİR KİMLİKTİR…(Gökçen Çatlı)
- SELÇUKLU DEVLETİ, OSMANLI İMPARATORLUĞU VE TÜRKİYE...
- KÜRESELLEŞME VE ULUSAL KİMLİK (Gökçen Çatlı)
- ESKİ DÜZENE DÜZENLEME: DEMOKRASİ PROJESİ (Gökçen Ç...
- “İDEA-LOGOS” (Gökçen Çatlı)
- Reis'imizin Kabiri Ve Sevenleri
- Reis Acın Yüregimizde İlk Gün Gibi (ABDULLAH ÇATLI)
- UnutuLmaz BaşBuĞ
- Ülkucu Tetikciler Derin Devlet ve Ergenekon
- MHP ADANA MitinGi
-
▼
Nisan
(94)
23 Nisan 2009 Perşembe
Devlet adamı ve Lider olabilmek ....
Dağ başını duman aldı nerdesin, Nerdesin... SENİ arıyor gözlerimiz SENİ.
"Koyunun olmadığı yerde keçi kendisini Abdurrahman Çelebi zannedermiş" sözünün adeta tastiklendiği süreçten geçmekteyiz...
Elbette milletin ağzı tutulamaz, milletin düşüncesine de zincir vurulamaz ancak romantizmden uyanıp, medeni cesaretlerimizi ortaya koyarak gerçekçiliğe yeniden dönmemimizin vakti geldi de, geçiyor da...
"Burası Türkiye" olunca atan da çok, tutan da... Söylemlerin ve iddiaların biri, bir diğerini takip ediyor ama ortada ne bir tek eylem var, ne de bir tek plan veya proje.
Yani toplumu kendi bilgileri dışında ve istemedikleri halde etkileme veya yönlendirme süreci tüm hızıyla devam ediyor....
Hal böyle olunca "adam" bulmakta zor oluyor...
Her yer kıvıranlarla, dönenlerle, eğrilenlerle dolu ama "adam" bulmak gerçekten zor.
Memleket meselelerinde söylemler çok, hatta söylem olarak "her şey tamam" ama eylem adına adeta "tık!" sesi bile yok.
Ve herkes birbirinin gözüne bakıyor gibi...
PKK kendi dağlarımızda gizleniyor ve pusu kurup kaçıyor. Kinimiz düne göre bir kat daha artıyor ama sanki çaresizliğimiz de bir o kadar çok...
Toplumun nabzını yatıştırmak ve politik hesaplar üzerine kurulu bir kaç sözden başka bir şey duyamıyoruz.
Neden?
Çünkü "adam" yok galiba...
"Adam" olsaydı UNUTULANLARIN DIŞINDA YENİ BİR ŞEY OLURDU.
PKK'nın kökü ne Irak'a girmekle, ne de Büyükelçileri'n Dışişleri Bakanlığı'na çağrılmasıyla kazınır. PKK'nın kökü akılcı ve bilimci plan ve projelerle, bir o kadar da ortaya konulacak devlet adamlığı ve liderlikte kazınır.
Yani işte böyle...
"Koyunun olmadığı yerde keçi kendisini Abdurrahman Çelebi zannedermiş" sözünün adeta tastiklendiği süreçten geçmekteyiz...
Elbette milletin ağzı tutulamaz, milletin düşüncesine de zincir vurulamaz ancak romantizmden uyanıp, medeni cesaretlerimizi ortaya koyarak gerçekçiliğe yeniden dönmemimizin vakti geldi de, geçiyor da...
"Burası Türkiye" olunca atan da çok, tutan da... Söylemlerin ve iddiaların biri, bir diğerini takip ediyor ama ortada ne bir tek eylem var, ne de bir tek plan veya proje.
Yani toplumu kendi bilgileri dışında ve istemedikleri halde etkileme veya yönlendirme süreci tüm hızıyla devam ediyor....
Hal böyle olunca "adam" bulmakta zor oluyor...
Her yer kıvıranlarla, dönenlerle, eğrilenlerle dolu ama "adam" bulmak gerçekten zor.
Memleket meselelerinde söylemler çok, hatta söylem olarak "her şey tamam" ama eylem adına adeta "tık!" sesi bile yok.
Ve herkes birbirinin gözüne bakıyor gibi...
PKK kendi dağlarımızda gizleniyor ve pusu kurup kaçıyor. Kinimiz düne göre bir kat daha artıyor ama sanki çaresizliğimiz de bir o kadar çok...
Toplumun nabzını yatıştırmak ve politik hesaplar üzerine kurulu bir kaç sözden başka bir şey duyamıyoruz.
Neden?
Çünkü "adam" yok galiba...
"Adam" olsaydı UNUTULANLARIN DIŞINDA YENİ BİR ŞEY OLURDU.
PKK'nın kökü ne Irak'a girmekle, ne de Büyükelçileri'n Dışişleri Bakanlığı'na çağrılmasıyla kazınır. PKK'nın kökü akılcı ve bilimci plan ve projelerle, bir o kadar da ortaya konulacak devlet adamlığı ve liderlikte kazınır.
Yani işte böyle...
Doğu Türkistan
Türklüğün ana yurdu Doğu Türkistan, bundan tam 46 yıl önce, 13 Ekim 1949'da, hür dünyanın gözleri önünde Kızıl Çin tarafından işgal edildi. Doğu Türkistan Türkleri, 45 yıldır insanlık tarihinin en korkunç zulüm, katliam ve asimilasyonuyla karşı karşıya bulunuyor. Bugün bu korkunç İstila hareketinin 46. yıldönümü sebebiyle yeniden hür dünyaya seslenmek istiyorum. Doğu Türkistan'da imha ve asimilasyon tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin yaklaşık yarım asırdır devam eden feryadına kulak verin. Yok olma tehliksiyle karşı karşıya bulunan kardeşlerinizi unutmayın.
Zatı Alilerinizin verecekleri her [urlu maddi ve manevi destek, diktatörlerin sonunu biraz daha yakınlaştıracaktır. Azerbaycan, İdil Ural ve Balı Türkistan'ı oluşturan Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu Türk Cumhuriyetleri, yaşadıkları siyasi, ekonomik ve sosyal sıkıntılara rağmen dünya siyasi platformundaki şerefli yerlerini almak için büyük adımlar atarken, bağımsızlık hareketlerinin Doğu Türkistan'a sıçramasından son derece korkan Çinliler, Doğu Türkistan'da olağanüstü güvenlik tedbirleri almaya devam ediyorlar.
Çin yönetimi, Batı Türkistan sınır boylarında yaşayan Doğu Türkistanlıları topraklarından koparıp ülkenin iç kesimlerine sürerken, boşalan yerlere emekli Çin Halk Kurtuluş Ordusu mensuplarını yerleştiriyor. İnsanca yaşama, egemenlik ve bağımsızlık bir tarafa, Doğu Türkistan Türkleri bugün, tarih sahnesinden silinmemek için Ölüm kalım savaşı vermektedirler. Özellikle Çinliler'in, Doğu Türkistan Türkleri'ne karşı yürüttüğü nüfus, ekonomik, eğitim, karışık evlenme, mecburi doğum kontrolü ve atom deneme politikası, Doğu Türkistan Türkleri'nin benliğini ciddi şekilde tehdit etmeye başlamıştır,
1949 yılından önce 300 bin olan Doğu Türkistan'daki Çin nüfusu, Çin resmi kaynaklarına göre bugün 6 milyonu geçmiştir. Çinliler'in hedefi, uzun vadede Doğu Türkistan'a 100 milyon Çinli yerleştirmek ve kalabalık Çin nüfusu içinde Türkleri eritmektir.Doğu Türkistan Türkleri'nin yüzde 85'i çiftçidir. Çinliler'in 1981 yılından beri uygulamaya koydukları toprağı kiralama yönetimi Türk çiftçilerine hiçbir yarar sağlamamıştır. Devlete olan kira borcunu Ödeyemeyen yüz binlerce kişi toprağını iade etmeye başlamıştır. Önemli makamlarda oturanların tamamının Çinli olmasının yanında, ülkede bulunan işyerlerinin yüzde 90'ı yine Çinliler'e aittir. Bu yüzden Türkler arasında işsizlik oranı Çinliler'e oranla çok yüksektir.
Doğu Türkistan uranyum, platin, altın, gümüş, kömür ve petrol gibi yeraltı kaynaklarıyla çok zengin bir ülkedir. Doğu Türkistan'ın Tarım Havzası'ndaki petrol yataklarında yapılan araştırmalarda petrol rezervleri 20 milyar ton, doğalgaz rezervleri ise 30 milyar metreküp olarak hesaplanmıştır. Halen Doğu Türkistan'da yılda 7 milyon ton petrol üretilmektedir. Ne var ki, bu zenginliğine rağmen, Doğu Türkistan'da kişi başına düşen yıllık milli gelir fakirlik sınırının altında olup, 45-50 dolardır.
Günümüzde Doğu Türkistan'da okuma yazma bilmeyenlerin oram yüzde 60 dolayındadır. Yükseköğretim kurumlarındaki derslerin yüzde 75'i Çince olduğu için, yüksekokula gitmek isteyen Türk çocuklarının mutlaka çok iyi Çince bilmesi gerekmektedir. Nitekim, Türkçe eğitim yapan okullardan mezun olup, yüksekokullara kayıt olmak isteyen Türk öğrencilerin yüzde 97'si, Çince'si iyi olmadığı için giriş imtihanlarım kazanamamakta. Çince eğitim yapan okullardan mezun olan Türk talebeleri ise kendi anadilini konuşmamakta, meramını anlatamadığı için devamlı olarak Çince kelimelere başvurmakta ve geleneklerini unutmaktadır. Bugün gerçekte 35 milyona varan Doğu Türkistan Türkleri'nin nüfusu, Çin resmi kaynaklarında kasıtlı olarak 7,5 milyon gösterilmektedir. Doğu Türkistan'da yapılan bütün neşriyatın sadece yüzde 16'sı Türkçe'dir ve milli konularda yazılar yazmak da. ağır cezalarla yasaklanmıştır.
Türkleri eritmek için eski bir Çin yöntemi olan evlendirme yöntemine de başvuran yönetim, Çinlilerle Türkler arasında yapılacak olan evlenmeleri teşvik etmek için her türlü yola başvurmaktadır. Çinli bir kızla evlenen Türk erkeğine 500 dolar para yardımı yapılmakta, doğan çocuklar Çinli gibi yetiştirilmekte, Çin kayıtlarına Çinli olarak geçmektedir. Boşanmak İsteyen bir Türk erkeği ise Çinli karısına 2 bin dolar ödemek zorundadır ve bir Türk'ün bu parayı biriktirmesi imkansızdır. Çin yönetimi, bir taraftan da Doğu Türkistan Türkleri'ni eritebilmek için Çin anayasasına aykırı olmasına rağmen mecburi doğum kontrolü uygulamaktadır.
Çinliler, atom denemelerini Doğu Türkistan'ın Lop Nor bölgesinde yapmaktadırlar. 1964 yılından günümüze kadar bu bölgede toplam 40 atom denemesi yapılmıştır. Bu denemelerden sonra çevreye yayılan radyoaktif maddeler Doğu Türkistan'da 210 bin insanın ölümüne yol açmıştır. Halen Doğu Türkistan nüfusunun yüzde 10'u karaciğer, akciğer ve cilt kanseri gibi hastalıklardan muzdariptir. Sakat doğan çocukların sayısı ise tam olarak bilinememektedir. Bu hastalıkların tedavi edileceği doğru dürüst bir hastane yoktur. Yine mevcut derme çatma hastanelerdeki doktorların hepsi Çinli'dir ve Türklerle alakadar olmamaktadırlar. Bu sebeple hastaneye kaldırılan Türklerin yüzde 701 gerekli tedaviyi göremeden hayatını kaybetmektedir. Çinlilerin, Doğu Türkistan Türkleri'ne karşı yürüttüğü bu insanlık dışı siyaset, Amnesty International, Asia Watch (Asyayı Gözetleme), Society For Threattened Peoples (Yok olma Tehlikesi Altındaki Milletler Derneği) gibi uluslararası kuruluşlar ve Avustralya, İngiltere ve ABD Kongresi insan hakları komisyonları tarafından yayınlanan raporlarla da sabittir. Öte yandan bugün Çin, büyük bir çıkmaz içerisinde bulunmaktadır.
Çin Komünist Partisi'nin resmi yayın organı Rinmin Ribao Gazetesi 22 Mayıs 1994 tarihli sayısında yayınladığı geniş bir makalede, şu anda Çin'de hayatın tam anlamıyla felç olduğunu, orduda disiplinsizliğin hüküm sürdüğünü ve eyaletlerdeki yönetimin tamamen kontrolden çıktığını belirterek, merkezi hükümetin gerekli önlemleri almaması durumunda ülkenin kaosa sürüklenebileceğim belirtmektedir. Pekin Bilimler Akademisi'nin geçen yıl hazırladığı bir raporda da Çin'in ivedi olarak ABD örneği bir federatif sisteme geçmesi gerektiği belirtiliyor. Çin'de 3-4 Ağustos 1989 tarihinde yaşanan kanlı olaylardan sonra ülke dışına kaçmak zorunda kalan bilim adamları, ABD'de demokratik Çin devleti anayasasının taslağını kaleme aldılar. Geçen Ocak ayında hazırlanan bu taslakta Doğu Türkistan, Tibet ve İç Moğolistan'a, içişlerinde tamamen hür olmak üzere "özerk devlet" statüsü tanınıyor. Bu durum, şimdiye kadar sözkonusu üç ülkeyi Çin'in ayrılmaz bir parçası olarak kabul ede gelen Çinliler'in düşünme tarzında büyük aşama olarak görülüyor.
Gelecekte Doğu Türkistan'da patlak verecek olan bir top yekûn ayaklanma, bütün Çin'e sıçrayacak ve böylece Asya kıtasında büyük bir istikrarsızlık doğacaktır. Bu istikrarsızlıktan en çok etkilenecek olan devletlerin başında ebetteki bağımsızlığına yeni kavuşan Batı Türkistan olacaktır. Bu duruma seyirci kalamayacağı için bu girdabın içine Türklük Alemi'nin anası Türkiye'miz de çekilebilir. Nitekim bir milyar 200 milyon nüfuslu Çin'de patlak verecek kanlı olayların sadece ülkede kalacağını düşünmek mümkün değildir. Bu sebeple geleceği iyi görebilen ülkeler, bugünden, demokrasiye geçilmesi ve azınlıkların haklarının tanınması hususlarında Çin yönetimine baskılar yapmaya başladılar.
Türk Dünyası'nın en güçlü olanı Türkiye yeni kurulan Türk Cumhuriyetleri ile olan İlişkilerini yeterince tesis edememiş, genç cumhuriyetlerde yaşanan olaylara karşı lüzumlu ilgiyi gösterememiştir. Bu ilginin gösterilmesinin en büyük sebebi eski SSCB ve ÇİN hükümetlerini tepkilerini almamak olmuşsa da, her iki ülkede Türkiye aleyhine ellerinden geleni yapmışlardır. Doğu Türkistan Türkleri bugün ya sessizce eriyip tarih sahnesinden silinme veya topyekûn ayaklanıp kahramanca ölme gibi bir tercih ile karşı karşıya bırakılmışlardır.
Biz, Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur diyoruz. O halde ilk aşamada Türk'ün Türk'e olan dostluğunu, hissiyatlarını ve hamiliğini daha da güçlendirecek çalışmalar yapılmalıdır. İkinci aşamada, Türkiye'miz başta olmak üzere bağımsız Türk Cumhuriyetleri, yabancı yönetim altında yaşamakta olan Türkler konusunda ortak bir strateji belirlemelidir. Son olarak ise Türkiye'miz ile bağımsız Türk Cumhuriyetleri, Çin, İç Moğolistan, Tibet ve Doğu Türkistan'daki mevcut gerginliği yumuşatabilmek için pek çok ülke tarafından başlatılan kampanyaya aktif katılma yollarını aramalıdırlar. Aksi halde Türkiye'miz başta olmak üzere bağımsız Türk Cumhuriyetleri bu vebalin altından kalkamazlar.
İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!...
İsa Yusuf Alptekin
* Bu yazı İsa Yusuf Alptekin'in vefatından önce yazdığı ve daha önce hiçbir yerde yayınlanmayan yazısıdır.
Zatı Alilerinizin verecekleri her [urlu maddi ve manevi destek, diktatörlerin sonunu biraz daha yakınlaştıracaktır. Azerbaycan, İdil Ural ve Balı Türkistan'ı oluşturan Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu Türk Cumhuriyetleri, yaşadıkları siyasi, ekonomik ve sosyal sıkıntılara rağmen dünya siyasi platformundaki şerefli yerlerini almak için büyük adımlar atarken, bağımsızlık hareketlerinin Doğu Türkistan'a sıçramasından son derece korkan Çinliler, Doğu Türkistan'da olağanüstü güvenlik tedbirleri almaya devam ediyorlar.
Çin yönetimi, Batı Türkistan sınır boylarında yaşayan Doğu Türkistanlıları topraklarından koparıp ülkenin iç kesimlerine sürerken, boşalan yerlere emekli Çin Halk Kurtuluş Ordusu mensuplarını yerleştiriyor. İnsanca yaşama, egemenlik ve bağımsızlık bir tarafa, Doğu Türkistan Türkleri bugün, tarih sahnesinden silinmemek için Ölüm kalım savaşı vermektedirler. Özellikle Çinliler'in, Doğu Türkistan Türkleri'ne karşı yürüttüğü nüfus, ekonomik, eğitim, karışık evlenme, mecburi doğum kontrolü ve atom deneme politikası, Doğu Türkistan Türkleri'nin benliğini ciddi şekilde tehdit etmeye başlamıştır,
1949 yılından önce 300 bin olan Doğu Türkistan'daki Çin nüfusu, Çin resmi kaynaklarına göre bugün 6 milyonu geçmiştir. Çinliler'in hedefi, uzun vadede Doğu Türkistan'a 100 milyon Çinli yerleştirmek ve kalabalık Çin nüfusu içinde Türkleri eritmektir.Doğu Türkistan Türkleri'nin yüzde 85'i çiftçidir. Çinliler'in 1981 yılından beri uygulamaya koydukları toprağı kiralama yönetimi Türk çiftçilerine hiçbir yarar sağlamamıştır. Devlete olan kira borcunu Ödeyemeyen yüz binlerce kişi toprağını iade etmeye başlamıştır. Önemli makamlarda oturanların tamamının Çinli olmasının yanında, ülkede bulunan işyerlerinin yüzde 90'ı yine Çinliler'e aittir. Bu yüzden Türkler arasında işsizlik oranı Çinliler'e oranla çok yüksektir.
Doğu Türkistan uranyum, platin, altın, gümüş, kömür ve petrol gibi yeraltı kaynaklarıyla çok zengin bir ülkedir. Doğu Türkistan'ın Tarım Havzası'ndaki petrol yataklarında yapılan araştırmalarda petrol rezervleri 20 milyar ton, doğalgaz rezervleri ise 30 milyar metreküp olarak hesaplanmıştır. Halen Doğu Türkistan'da yılda 7 milyon ton petrol üretilmektedir. Ne var ki, bu zenginliğine rağmen, Doğu Türkistan'da kişi başına düşen yıllık milli gelir fakirlik sınırının altında olup, 45-50 dolardır.
Günümüzde Doğu Türkistan'da okuma yazma bilmeyenlerin oram yüzde 60 dolayındadır. Yükseköğretim kurumlarındaki derslerin yüzde 75'i Çince olduğu için, yüksekokula gitmek isteyen Türk çocuklarının mutlaka çok iyi Çince bilmesi gerekmektedir. Nitekim, Türkçe eğitim yapan okullardan mezun olup, yüksekokullara kayıt olmak isteyen Türk öğrencilerin yüzde 97'si, Çince'si iyi olmadığı için giriş imtihanlarım kazanamamakta. Çince eğitim yapan okullardan mezun olan Türk talebeleri ise kendi anadilini konuşmamakta, meramını anlatamadığı için devamlı olarak Çince kelimelere başvurmakta ve geleneklerini unutmaktadır. Bugün gerçekte 35 milyona varan Doğu Türkistan Türkleri'nin nüfusu, Çin resmi kaynaklarında kasıtlı olarak 7,5 milyon gösterilmektedir. Doğu Türkistan'da yapılan bütün neşriyatın sadece yüzde 16'sı Türkçe'dir ve milli konularda yazılar yazmak da. ağır cezalarla yasaklanmıştır.
Türkleri eritmek için eski bir Çin yöntemi olan evlendirme yöntemine de başvuran yönetim, Çinlilerle Türkler arasında yapılacak olan evlenmeleri teşvik etmek için her türlü yola başvurmaktadır. Çinli bir kızla evlenen Türk erkeğine 500 dolar para yardımı yapılmakta, doğan çocuklar Çinli gibi yetiştirilmekte, Çin kayıtlarına Çinli olarak geçmektedir. Boşanmak İsteyen bir Türk erkeği ise Çinli karısına 2 bin dolar ödemek zorundadır ve bir Türk'ün bu parayı biriktirmesi imkansızdır. Çin yönetimi, bir taraftan da Doğu Türkistan Türkleri'ni eritebilmek için Çin anayasasına aykırı olmasına rağmen mecburi doğum kontrolü uygulamaktadır.
Çinliler, atom denemelerini Doğu Türkistan'ın Lop Nor bölgesinde yapmaktadırlar. 1964 yılından günümüze kadar bu bölgede toplam 40 atom denemesi yapılmıştır. Bu denemelerden sonra çevreye yayılan radyoaktif maddeler Doğu Türkistan'da 210 bin insanın ölümüne yol açmıştır. Halen Doğu Türkistan nüfusunun yüzde 10'u karaciğer, akciğer ve cilt kanseri gibi hastalıklardan muzdariptir. Sakat doğan çocukların sayısı ise tam olarak bilinememektedir. Bu hastalıkların tedavi edileceği doğru dürüst bir hastane yoktur. Yine mevcut derme çatma hastanelerdeki doktorların hepsi Çinli'dir ve Türklerle alakadar olmamaktadırlar. Bu sebeple hastaneye kaldırılan Türklerin yüzde 701 gerekli tedaviyi göremeden hayatını kaybetmektedir. Çinlilerin, Doğu Türkistan Türkleri'ne karşı yürüttüğü bu insanlık dışı siyaset, Amnesty International, Asia Watch (Asyayı Gözetleme), Society For Threattened Peoples (Yok olma Tehlikesi Altındaki Milletler Derneği) gibi uluslararası kuruluşlar ve Avustralya, İngiltere ve ABD Kongresi insan hakları komisyonları tarafından yayınlanan raporlarla da sabittir. Öte yandan bugün Çin, büyük bir çıkmaz içerisinde bulunmaktadır.
Çin Komünist Partisi'nin resmi yayın organı Rinmin Ribao Gazetesi 22 Mayıs 1994 tarihli sayısında yayınladığı geniş bir makalede, şu anda Çin'de hayatın tam anlamıyla felç olduğunu, orduda disiplinsizliğin hüküm sürdüğünü ve eyaletlerdeki yönetimin tamamen kontrolden çıktığını belirterek, merkezi hükümetin gerekli önlemleri almaması durumunda ülkenin kaosa sürüklenebileceğim belirtmektedir. Pekin Bilimler Akademisi'nin geçen yıl hazırladığı bir raporda da Çin'in ivedi olarak ABD örneği bir federatif sisteme geçmesi gerektiği belirtiliyor. Çin'de 3-4 Ağustos 1989 tarihinde yaşanan kanlı olaylardan sonra ülke dışına kaçmak zorunda kalan bilim adamları, ABD'de demokratik Çin devleti anayasasının taslağını kaleme aldılar. Geçen Ocak ayında hazırlanan bu taslakta Doğu Türkistan, Tibet ve İç Moğolistan'a, içişlerinde tamamen hür olmak üzere "özerk devlet" statüsü tanınıyor. Bu durum, şimdiye kadar sözkonusu üç ülkeyi Çin'in ayrılmaz bir parçası olarak kabul ede gelen Çinliler'in düşünme tarzında büyük aşama olarak görülüyor.
Gelecekte Doğu Türkistan'da patlak verecek olan bir top yekûn ayaklanma, bütün Çin'e sıçrayacak ve böylece Asya kıtasında büyük bir istikrarsızlık doğacaktır. Bu istikrarsızlıktan en çok etkilenecek olan devletlerin başında ebetteki bağımsızlığına yeni kavuşan Batı Türkistan olacaktır. Bu duruma seyirci kalamayacağı için bu girdabın içine Türklük Alemi'nin anası Türkiye'miz de çekilebilir. Nitekim bir milyar 200 milyon nüfuslu Çin'de patlak verecek kanlı olayların sadece ülkede kalacağını düşünmek mümkün değildir. Bu sebeple geleceği iyi görebilen ülkeler, bugünden, demokrasiye geçilmesi ve azınlıkların haklarının tanınması hususlarında Çin yönetimine baskılar yapmaya başladılar.
Türk Dünyası'nın en güçlü olanı Türkiye yeni kurulan Türk Cumhuriyetleri ile olan İlişkilerini yeterince tesis edememiş, genç cumhuriyetlerde yaşanan olaylara karşı lüzumlu ilgiyi gösterememiştir. Bu ilginin gösterilmesinin en büyük sebebi eski SSCB ve ÇİN hükümetlerini tepkilerini almamak olmuşsa da, her iki ülkede Türkiye aleyhine ellerinden geleni yapmışlardır. Doğu Türkistan Türkleri bugün ya sessizce eriyip tarih sahnesinden silinme veya topyekûn ayaklanıp kahramanca ölme gibi bir tercih ile karşı karşıya bırakılmışlardır.
Biz, Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur diyoruz. O halde ilk aşamada Türk'ün Türk'e olan dostluğunu, hissiyatlarını ve hamiliğini daha da güçlendirecek çalışmalar yapılmalıdır. İkinci aşamada, Türkiye'miz başta olmak üzere bağımsız Türk Cumhuriyetleri, yabancı yönetim altında yaşamakta olan Türkler konusunda ortak bir strateji belirlemelidir. Son olarak ise Türkiye'miz ile bağımsız Türk Cumhuriyetleri, Çin, İç Moğolistan, Tibet ve Doğu Türkistan'daki mevcut gerginliği yumuşatabilmek için pek çok ülke tarafından başlatılan kampanyaya aktif katılma yollarını aramalıdırlar. Aksi halde Türkiye'miz başta olmak üzere bağımsız Türk Cumhuriyetleri bu vebalin altından kalkamazlar.
İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal!...
İsa Yusuf Alptekin
* Bu yazı İsa Yusuf Alptekin'in vefatından önce yazdığı ve daha önce hiçbir yerde yayınlanmayan yazısıdır.
Etiketler:
Ülkücü YaZıLaRı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Ülküdaşlarımızın Web Siteleri
Bizi Destekleyenler
KoNuLaR
- Abdullah ÇaTLı (8)
- Başbuğ (6)
- BoYKoTLaRıMıZ (1)
- Dokuz Işık (9)
- Gökçen Çatlı (8)
- Ozan Arif (5)
- Ülkücü Şehitlerimiz (12)
- Ülkücü YaZıLaRı (14)
- ÜsTaTLaRıMız (22)
- VideoLar (7)